Daha az gürültü, daha az performans, daha az açıklama… Peki bu gerçekten içe kapanmak mı, yoksa daha sağlıklı bir bağ kurma biçimi mi?
Sosyalleşmenin Yorgunluğu
Uzun bir süre boyunca sosyalleşmek, görünür olmakla eş anlamlıydı. Kalabalık ortamlarda bulunmak, sürekli plan yapmak, yeni insanlarla tanışmak yalnızca sosyal ihtiyaçlar olmaktan öte aynı zamanda bir yaşam biçimiydi. Özellikle dijital çağda bu durum daha da keskinleşti. İnsanlar yalnızca sosyalleşmiyor, sosyalleşmelerini sergiliyordu. Ama son yıllarda bu modelin içinde bir kırılma yaşanıyor.
İnsanlar artık daha az kalabalık, daha az gürültü, daha az performans içeren bir ilişki biçimine yöneliyor. Yabancı yayınlarda “soft socializing” olarak geçen bu kavram, tam olarak bu dönüşümü anlatıyor. Daha az uyarıcıyla, daha az beklentiyle, daha az enerji harcayarak kurulan bağlar…

Daha Az Ama Daha Gerçek
Soft socializing, sosyalleşmeyi tamamen bırakmak yerine onu yeniden tanımlamakla ilgili. Kalabalık bir davet yerine küçük bir buluşma, uzun saatler süren planlar yerine kısa ama temas eden karşılaşmalar, sürekli konuşmak yerine birlikte sessiz kalabilmek… Bu yaklaşımın arkasında önemli bir psikolojik gerçeklik var ki o da şu: İnsan zihni sürekli uyarılma halinde kalamaz.
Özellikle pandemi sonrası dönemde birçok insan sürekli sosyal olmanın aslında sürekli iyi hissetmek anlamına gelmediğini fark etti. Hatta tam tersine, aşırı sosyalleşme bir noktada zihinsel yorgunluk yaratıyor belki de. The New York Times ve Well+Good gibi platformlarda sıkça vurgulanan bu eğilim, “low-stimulation socializing” yani düşük uyarımlı sosyalleşme başlığı altında da inceleniyor. İnsanlar artık daha az yoğun ama daha sürdürülebilir ilişkiler kurmak istiyor.

Performanssız İlişkiler ve Arkadaşlıkta Yumuşayan Bağlar
Bir ortama girdiğinde nasıl davranacağın ne kadar konuşacağın ne kadar ilgi göstereceğin ne kadar enerjik olacağının yükü, modern sosyalleşmenin en yorucu tarafları. Soft socializing ise bu yükü azaltıyor.
Bir arkadaşınla aynı odada sessizce oturabilmek, birlikte bir şey yaparken sürekli konuşmak zorunda hissetmemek, iyi görünmek yerine olduğun gibi kalabilmek ufak şeyler gibi görünse de ilişkileri derinleştiriyor.
Soft socializing, arkadaşlık ilişkilerinde de kendini gösteriyor. Çünkü arkadaşlık, uzun süre boyunca sık görüşmek, hep ulaşılabilir olmak ve her şeyi paylaşmak üzerinden tanımlandı. Ne kadar çok iletişim, o kadar güçlü bağ gibi bir varsayım vardı. Ama aslında sürekli temas, her zaman yakınlık üretmiyor. Bazen tam tersine, ilişkide görünmeyen bir yük oluşturuyor.
Bir arkadaşına anında cevap veremediğinde suçluluk hissetmek, görüşemediğin zaman ilişkiyi zayıflıyor sanmak, sürekli iletişimde kalmayı bir zorunluluk gibi yaşamak… Bunlar bağ kurmaktan çok, bağı sürdürme çabasına dönüşüyor. Soft socializing bu noktada arkadaşlığı daha sade bir yerden yeniden kuruyor. Daha az ama daha içten buluşmalar, uzun uzun konuşmak yerine birlikte sessiz kalabilmek, haftalarca görüşmeden, mesajlaşmadan sonra kaldığın yerden devam edebilmek, birbirinin hayatına sürekli dahil olmadan da bağın varlığını hissedebilmek gibi.
Bu tür bir arkadaşlık, ilk bakışta mesafeli gibi görünse de aslında daha güvenli bir zemin sunuyor. Çünkü bu ilişkide sürekli kendini kanıtlamak zorunda değilsindir ve orada olmanın bir performansa dönüşmediği bir alan vardır. Bu yüzden soft socializing, arkadaşlıkta bir bir hafifleme getirir. İlişkiyi büyüten şeyin sıklık değil, açıklık olduğunu hatırlatır. Daha az müdahale, daha az beklenti ve daha az açıklama ama daha fazla güven!

Az Uyarım, Daha Fazla Temas
Sinir sistemi açısından bakıldığında bu eğilim oldukça anlamlı. Sürekli kalabalık, gürültü, hızlı iletişim ve dijital uyarana maruz kalan bir zihin, zamanla kendini kapatmaya başlar. Bu yüzden birçok insan sosyal ortamlardan sonra daha yorgun hisseder. Soft socializing, bu yorgunluğu azaltan bir denge kurar. Daha az uyarım, daha fazla temas yaratır ve dikkat bölünmediğinde ilişki derinleşir. Karşındaki insanı gerçekten duyabildiğin, kendini daha az filtrelediğin bir alan oluşur. Bu da ilişkilerin kalitesini değiştirir.
O zaman yeni motto şu olsun: daha az, daha hafif, daha gerçek!
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

