BELKİ DE İNSAN BAZI ŞEYLERİ SADECE YAZARKEN DUYUYORDUR
Farkındalık

Belki de insan bazı şeyleri sadece yazarken duyuyordur

İnsanlık binlerce yıldır yaşadıklarını, hissettiklerini, korkularını ve küçük gündelik ayrıntıları bir yerlere not düşüyor. Bilinen en eski günlük örneklerinden biri yaklaşık dört bin beş yüz yıl öncesine, Giza Piramidi’nin inşasında görev alan orta düzey bir Mısırlı yetkilinin papirüslerine kadar uzanıyor. O günden bugüne Virginia Woolf’tan Albert Einstein’a kadar pek çok isim zihninin iç koridorlarını kâğıda bıraktı. Çünkü bazı şeyler yalnızca düşünülerek taşınmıyor; yazıldığında yer değiştiriyor.

Kâğıda Düşen Zihin

Bugün hâlâ pek çok insan günlük tutma fikrine karşı garip bir çekingenlik hissediyor. Kimse okumayacak olsa bile yazarken utanmak, kendini saçma hissetmek, ne yazacağını bilememek oldukça yaygın. Bunun temel nedeni çoğu uzmana göre teknik yetersizlik değil, psikolojik savunma. Modern hayat bize sürekli nasıl görünmemiz, nasıl davranmamız, nasıl sunulmamız gerektiğini öğretiyor fakat filtresiz, düzenlenmemiş, cilalanmamış hâlimizle baş başa kalmayı öğretmiyor. Kâğıdın önüne geçtiğimizde ise ilk kez performans göstermemiz gerekmeyen bir alan açılıyor ve bu alan birçok insan için beklenmedik biçimde rahatsız edici olabiliyor.

Oysa journaling, yani düşünceleri yazıya dökme pratiği, en yalın tanımıyla zihnin içindeki dağınık malzemeye dışarıda bir zemin hazırlamaktır. Rochester Üniversitesi Tıp Merkezi’nde terapist olarak çalışan Melissa Nunes-Harwitt’in ifadesiyle bu, “insanın içinde taşıdığı şeyi dışarıda konumlandırması” anlamına gelir. Günlük tutmayı diğer yazı türlerinden ayıran şey de tam burada başlar: Bu yazı bir izleyici için değil, bir tanıklık için vardır. Cümlenin güzel olması gerekmez. Anlatının edebi olması gerekmez. Hatta yazılanların tekrar okunması bile gerekmez. Burada ürün değil, zihinsel boşalma önemlidir.

Sessiz Bir Öz Düzenleme Biçimi

Sessiz Bir Öz Düzenleme Biçimi

Çünkü insan zihni konuşulmayan ve dışarı bırakılmayan deneyimleri çözmek yerine çoğu zaman gömmeyi tercih eder. Özellikle can sıkıcı, utandırıcı ya da kafa karıştırıcı bir yaşantı olduğunda beyin onu düşünce katmanlarının altına iterek ilerlemeye çalışır. Fakat bastırılan şey kaybolmaz; biçim değiştirir. Belirsiz bir gerginlik, açıklanamayan huzursuzluk, sürekli aynı konuya dönüp duran zihinsel geviş getirme hâline dönüşür. Texas Üniversitesi psikoloji profesörü James Pennebaker’ın yıllardır sürdürdüğü dışavurumcu yazma araştırmaları tam da bunu söylüyor: Yazmak, yaşanan olayı anlam ilişkileri içine yerleştirmektir. İnsan bir deneyimi kâğıda aktardığında artık yalnızca maruz kalan kişi olmaktan çıkar,e ona bakan kişiye dönüşür. Perspektif burada değişir.

Bu yüzden günlük tutmak, sanıldığı gibi romantik bir hobi olmanın ötesinde sessiz bir öz düzenleme biçimidir. Nunes-Harwitt journaling’i “ince ama güçlü bir kendini onaylama pratiği” olarak tanımlıyor. Çünkü kişi hissettiği şeyi yazdığı anda şunu söylemiş olur: “Bu bende oluyor ve bunu görmezden gelmeyeceğim.” Bu, özellikle duygularını küçümsemeye, ertelemeye ya da sürekli mantıkla bastırmaya alışmış bireyler için son derece dönüştürücü bir eşiktir. Yazmak duyguyu dramatize etmez, ona meşru bir alan açar.

Yazmaya Nasıl Başlanır?

Yazmaya Nasıl Başlanır?

Elbette burada insanların en çok takıldığı soru şu: Nasıl başlanır? Güzel bir defter mi gerekir, özel bir kalem mi, her gün yazmak mı gerekir? Uzmanların ortak cevabı net: Hayır. Günlük tutmanın “doğru” bir formu yoktur. Deri kaplı estetik bir ajanda da olabilir, mutfakta duran sıradan bir not kâğıdı da. Telefona yazmak da mümkündür, bilgisayara dökmek de. Hatta kâğıdın kalıcılığı bazı insanları geriyorsa silinebilir tahtaya yazıp sonrasında silmek bile öneriliyor. Araçtan çok erişilebilirlik önemli. İnsan ancak kendisine yük olmayan bir kapıdan içeri girebilir.

Sıklık konusunda da benzer bir yanılgı var. Pek çok kişi journaling’i bir disiplin sınavına çevirip “her gün yazamıyorsam yapamıyorum” diye düşünüyor. Oysa araştırmalar journaling’in etkisinin günlük zorunluluktan değil, devam eden temastan geldiğini gösteriyor. Bazen günde iki kez yazarsınız, bazen bir hafta hiç dokunmazsınız. Bazen tek cümle yeter, bazen üç sayfa dolar. Nicelik önemli değildir, önemli olan zihnin sıkıştığı anlarda kendine bir çıkış deliği açabilmesidir.

Peki Ne Yazmalı?

Peki Ne Yazmalı?

Aslında en doğru soru bu değil. Çünkü çoğu insan “değerli” bir şey yazması gerektiğini sanarak daha ilk anda kendine sansür uygular. Oysa yazı bazen yalnızca günün küçük bir anını büyütmekten ibarettir: Bir bakış neden canımı sıktı? Sabah neden sebepsizce huzursuz uyandım? Bugün neden herkesle konuşmak istemedim? Minnet listeleri, yapılacaklar listeleri, tek kelimelik duygular, yarım cümleler… Hepsi başlangıç olabilir. Önemli olan edebi derinlik üretmek değil, zihnin içeride döndürdüğü malzemeyi görünür kılmaktır.

Hatta uzmanlara göre insanın boş sayfaya bakıp “söyleyecek hiçbir şeyim yok” diye hissetmesi bile yazının bir parçasıdır. Çünkü çoğu zaman orada görünen boşluk, aslında yıllardır biriken iç sansürdür. “Bunu yazma, abartıyorsun.” “Bunu hissetme, saçma.” “Böyle düşünmen yanlış.” Günlük tutma pratiği biraz da bu iç denetçiyi yakalamaktır. Kâğıda düşen ilk cümle çoğu zaman insanın kendine kurduğu baskıdır. Bu yüzden günlük tutmanın yanlış bir yolu yoktur, yalnızca başlamayı geciktiren fazla kural vardır.

Aslında önemli olan, insanın ilk kez kendine seyirci olmadan konuşabilmesidir. Gün içinde onlarca kişiye açıklama yapan, kendini toparlayan, uygun tepkiyi veren, doğru kelimeyi seçen insan; kâğıdın karşısında bunların hiçbirini yapmak zorunda değildir. Yazmak, bu yüzden bazen terapiden önce gelir: Çünkü orada henüz anlaşılmak için değil, duyulmak için bulunursunuz.

Belki de insan, bazı şeyleri sadece yazarken duyuyordur. Kaynak ve ilham: https://www.theguardian.com/wellness/2026/apr/27/how-to-start-journaling


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Aslı Yirsutimur
Aslı Yirsutimur, iletişim, yazarlık ve içerik stratejisi alanlarında çalışan bir içerik editörü ve yazardır. Kişisel gelişim, psikoloji, kültür ve dijital dönüşüm ekseninde; yüzeysel motivasyon dilinin ötesine geçen, düşünsel derinliği olan metinler üretir. Yazılarında bireysel deneyim ile toplumsal bağlamı birlikte ele alır; çağdaş insanın duygusal, zihinsel ve iletişimsel meselelerini eleştirel bir perspektifle inceler. Dijital içerik üretimi, editoryal kurgu ve anlatı dili üzerine çalışmakta; farklı mecralar için nitelikli ve sürdürülebilir içerik modelleri geliştirmektedir.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.