DUYGULAR SAKLANACAK ŞEYLER DEĞİL: SUZİ AMADO İLE DUYGULAR PIRT GİBİDİR ÜZERİNE
Kitap

Duygular saklanacak şeyler değil: Suzi Amado ile Duygular Pırt Gibidir üzerine

Çocuklara duyguları anlatmak çoğu zaman ya fazla didaktik ya da fazlasıyla yüzeysel bir yerden yapılıyor. Oysa bazı kitaplar var ki hem çocukların dünyasına gerçekten temas ediyor hem de yetişkinlere aynayı hiç beklemedikleri bir yerden tutuyor. Duygular Pırt Gibidir tam olarak böyle bir kitap.

Bu röportajda, kitabın çevirmeni Suzi Amado ile duyguların doğası, utanç, mindfulness ve ebeveynlik üzerine konuştuk. Bir metaforla başlayan sohbet, aslında insanın kendisiyle kurduğu ilişkiye kadar uzanıyor. Keyifli okumalar!

“Duygular pırt gibidir” metaforu tam olarak neyi anlatıyor?

Bu metafor ilk duyulduğunda insanı güldürüyor ama aslında çok temel bir şeyi hatırlatıyor: Duygular da gaz gibi, hepimizin içinde var ve doğal olarak ortaya çıkıyor. Küçük bir bebek gaz çıkardığında herkes mutlu oluyor. Ama bir yaşa gelince “ayıp” denmeye başlıyor. Oysa değişen şey gaz değil, bizim ona yüklediğimiz anlam.

Kitap tam da buradan yaklaşıyor. Duygular da böyle. Onları bastırdığımızda, sakladığımızda ya da utandığımızda bir yerde patlıyorlar. Ama çıktıklarında da bu bir problem değil. Hatta kitapta çok sevdiğim bir nokta var: Sen bir duygu yaşadığında, başka biri bundan rahatsız olabilir ve uzaklaşmak isteyebilir. Bu da normal. Aynı şekilde sen de başkasının duygusundan uzaklaşmak isteyebilirsin. Bu, ilişkilerde alan açmayı öğretir.

Bu kitap mindfulness öğretmek için mi yazılmış?

Bu kitap mindfulness öğretmek için mi yazılmış?

Kısmen evet, ama sadece o değil. Mindfulness’ın bir parçasını öğretiyor: fark etmek. Ama asıl verdiği şey bundan daha temel bir yerden geliyor: İçinde yaşadığın deneyimden korkmamak.

Yani o gaz sancısı canını yakıyor olabilir ama ondan korkmana gerek yok. Gelir ve geçer. Duygular da böyledir. Mindfulness’ın önemli bir boyutu da bu zaten: gelip geçicilik. Kitap çocuklara bunu çok sade bir dille anlatıyor.

Çocuklardan “uslu olmaları” beklenmesi onların duygusal dünyasını nasıl etkiliyor?

Burada mesele denge. Çocuğun bazı ortamlarda kendini regüle etmeyi öğrenmesi önemli. Ama aynı çocuğun koşabileceği, kirlenebileceği, özgür olabileceği alanlara da ihtiyacı var. “Sen uslu bir çocuksun, bizi üzmezsin” gibi cümleler aslında çocuğa bir rol yüklüyor. Oysa çocuk, hayatı kolaylaştırmak için var değil. Ben çocukları hayattan uzak tutmayı da doğru bulmuyorum. Hayata dahil etmek gerekiyor. Temizlik yaparken ona da bir bez vermek, hayatın içine katmak gibi. Ama aynı zamanda sınırlar da olmalı: Kimseye zarar veremezsin. Bir şeyi kıramazsın. Zorbalık yapamazsın. Sıfır kural da fazla baskı da iyi değil. Ben buna “kulak memesi kıvamı” diyorum.

Mindfulness çocuklara küçük yaşta verilirse zorbalık azalır mı?

Bilimsel olarak kesin konuşmak için veri gerekir ama pratikte ciddi bir fark yaratacağını düşünüyorum. Çünkü mindfulness çocuklara şu alanı açar:
Bir şey olduğunda hemen tepki vermek yerine bir an durabilmek. Bağırmadan önce, vurmadan önce, kırmadan önce dur. Bu aralık, davranışı değiştiren şeydir. Ama burada daha önemli iki şey var: cömertlik ve şükran.

John Kabat-Zinn sonradan bunları mindfulness’ın temel tutumlarına ekledi. Ve bence zorbalığı asıl azaltacak olan bu iki değer. Cömertlik ve şükran günlük küçük davranışlarla öğrenilir: Birine gülümsemek, teşekkür etmek, birine yer açmak… Bu değerler içselleştiğinde zorbalık zaten zemin bulamaz.

Bu kitabı bir yetişkin okuduğunda ne kazanır?

Bence en önemli şey şu farkındalık: “İçimde olan şeyden utanmama gerek yok.” Yetişkinler en çok utançla zorlanıyor. Kıskanıyoruz, öfkeleniyoruz, üzülüyoruz ve sonra bundan utanıyoruz. Oysa duygular bize bilgi verir. Julia Cameron’un söylediği gibi:
Kıskançlık, ne istediğine dair bir işarettir. Duygularını bastırmak yerine güvenli bir alanda ifade edebileceğini hatırlamak, bu kitabın yetişkine verdiği en büyük hediye.

Ebeveyn kendi duygularıyla temas halinde değilse çocuğa nasıl alan açabilir?

Açamaz. Bu çok net. Çocuklara verdiğimiz şey aslında sözlerimiz değil, varoluşumuzdur.
Sen kendi duygunu fark etmiyorsan, çocuğununkini de tutamazsın. Benim çok sevdiğim bir cümle var: “Olanı olduğu gibi kabul ettiğinde, olan dönüşebileceği alanı bulur.” Sen kendi duygunu kabul edeceksin ki dönüşsün. O zaman çocuğunun duygusuna da alan açabilirsin.

Peki ebeveynin duygularını göstermesi çocuk için yük olur mu?

İnce bir çizgi var. Ebeveynin hiç üzülmemesi mümkün değil. Çocuğun bunu görmesi de problem değil. Ama kritik nokta şu: Çocuğu bu duygunun sorumlusu yapmamak. Örneğin: “Ben şu an üzgünüm ama bu seninle ilgili değil.” “Bunu ben çözebilirim, merak etmene gerek yok.” Bu çocuğu rahatlatır.

Ama çocuk şunu hissederse: “Annem kötü ve ben onu iyileştirmeliyim”
o zaman yük oluşur. Yani mesele duyguyu göstermek değil, çocuğa sorumluluk yüklememek.

“Kötü duygu – iyi duygu” ayrımı doğru mu?

“Kötü duygu – iyi duygu” ayrımı doğru mu?

Hayır. Duygular “kötü” ya da “iyi” değildir. Sadece vardır. En fazla “zorlayan” ve “zorlamayan” diyebiliriz. Çocuğa bunu öğretmek çok önemli. Çünkü “kötü duygu” dediğin anda çocuk o duygudan kaçmayı öğrenir.

Bu kitap bir dönüşümün işareti olabilir mi?

Ben hiçbir işi “bir şeyi dönüştürmek” motivasyonuyla yapmıyorum. Ben bunu yapmak istediğim için yapıyorum. Bu kitabı Türkçe görmek istedim. Bu yüzden çevirdim. Eğer birinin hayatına dokunursa ne güzel. Ama çıkış noktam bu değil. Aslında mesele şu:
Sevdiğin şeyi paylaşmak.

Duygudan Kaçmak Değil, Onunla Kalabilmek

Bu röportajın sonunda geriye çok sade ama güçlü bir cümle kalıyor: Duygular bastırılacak şeyler değil, yaşanacak şeylerdir. Çocuklara da yetişkinlere de öğretilmesi gereken şey bu:
Duygudan kaçmak değil, onunla kalabilmek çünkü utandığımız şeylerin çoğu, aslında en insani olanlar…


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Aslı Yirsutimur
Aslı Yirsutimur, iletişim, yazarlık ve içerik stratejisi alanlarında çalışan bir içerik editörü ve yazardır. Kişisel gelişim, psikoloji, kültür ve dijital dönüşüm ekseninde; yüzeysel motivasyon dilinin ötesine geçen, düşünsel derinliği olan metinler üretir. Yazılarında bireysel deneyim ile toplumsal bağlamı birlikte ele alır; çağdaş insanın duygusal, zihinsel ve iletişimsel meselelerini eleştirel bir perspektifle inceler. Dijital içerik üretimi, editoryal kurgu ve anlatı dili üzerine çalışmakta; farklı mecralar için nitelikli ve sürdürülebilir içerik modelleri geliştirmektedir.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.