İLİŞKİLERDE AŞIRI AÇIKLAMA YAPMA İHTİYACI NEREDEN GELİYOR?
Farkındalık

İlişkilerde aşırı açıklama yapma ihtiyaci nereden geliyor?

İnsan bazen en basit durumu, örneğin basit bir “hayır”ı bile uzun ve mantıklı sebepler sunarak açıklama yapma ihtiyacı hisseder. Ortada hiçbir suçlama, eleştiri veya soru yokken bile detaylı bir şekilde uzun uzun anlatır. Karşı tarafın ne düşündüğünü aşırı derecede önemseme ve yanlış bir intiba bırakmamak için konuşmayı bir türlü sonlandıramama hali, sadece konuşmayla da sınırlı kalmaz. Görüşme bittikten sonra bile zihin susmaz; “Acaba eksik mi anlattım?”, “Beni yanlış anladı mı?” soruları kişiyi içten içe yiyip bitirirken, bu huzursuzluğun ardından gönderilen uzun açıklayıcı mesajlar gelir.

Literatürde overexplaining olarak bilinen bu aşırı açıklama yapmak, sadece çok konuşmak veya detaycı olmakla ilgili değildir. Temelinde yoğun bir kaygı, yanlış anlaşılma korkusu ve onaylanma ihtiyacı yatan; kökleri çocukluk yıllarına uzanan savunma mekanizmasıdır.

Bir insan neden birkaç cümlede söyleyebileceği bir şeyi dakikalarca anlatır? Neden daha kimse onu suçlamadan kendini savunmaya başlar ya da karşı taraf tamam dese bile içi rahat etmez? Çünkü onun sinir sistemi, yanlış anlaşılmayı yalnızca bir iletişim sorunu olarak algılamaz. Yanlış anlaşılmak; reddedilmek, dışlanmak, yalnız bırakılmak ya da sevgiyi kaybetmekle aynı anlama gelir. Kendini iyi ifade etmeye çalışan biri gibi gözükse de, aslında içeride durmadan onay bekleyen, küçük bir çocuk vardır.

“İyi Kız, Kibar Kız” Olmazsan Sevilmezsin: Çocukluktan Gelen Görünmez Prangalar

Aşırı açıklama yapmanın kökeni çocukluktadır. Bazı çocuklar büyürken anne babalarının duygularını taşımayı öğrenirler. “Anneni üzme.”, “Baban çok yoruldu.”, “Senin yüzünden üzüldü.”, “Bak yine beni kırdın.” gibi cümleler, çocuğun dünyasında sandığımızdan çok daha ağır bir yük oluşturur. Ebeveynin küsmesiyle, cezalandırmasıyla veya sevgisini geri çekmesiyle tehdit edilen bir çocuğun, hayatta kalmak için tek bir yolu vardır: “Kibar”, “iyi” ve “uslu” olmak. O çocuk; uyum sağlamazsa ve karşısındakine göre davranmazsa, sevgiden mahrum kalacağını bilir.

Öğretmenini üzmemek, büyüklerine yardım etmek, her zaman “anlayışlı” olmak gibi dışsal görevlerle, başkalarının duygularından kendini sorumlu tutarak büyür. Aşırı açıklama yapan kişi, aslında kendi duygusal sınırlarını belirleyememiştir. Başkası üzülmesin diye kendi gerçeğini feda eder. Büyüdüğünde de içindeki çocuk sürekli tetiklenir.

Empati Yanılgısı ve Duygusal Sınırların Yokluğu

Empati Yanılgısı ve Duygusal Sınırların Yokluğu

Bu kişiler büyüdüklerinde empatik ve düşünceli olduklarını zannederler. Oysa empati bu değildir. Empati, hem kendini hem de karşındaki insanı aynı anda görebilmektir. Oysa bu kişiler başkalarının duygularından sorumlu tutularak büyüdükleri için dış referanslı olurlar ve yalnızca karşı tarafı görmeye ayarlıdırlar.

Kişi sürekli karşısındakinin ne hissettiğini anlamaya çalışırken kendi duygularını fark edemez. Bu yüzden duygusal sınırlar silikleşir. Öfkesinin bile farkında değildir; çünkü öfke, “iyi ve kibar kız” imajına zarar vereceği için bedenin derinliklerine hapsedilmiştir. Bu döngü, yetişkinlikte kaygılı bağlanma stilini ve bitmek bilmeyen onay ihtiyacı döngüsünü tetikler. Partnerinin zihninde sürekli olarak “doğru” olma çabasına giren kişi, kendine dönüp “Ben ne istiyorum?”, “Ben kırıldım mı?” diye soramaz.

Bedenin Kayıtları: Rahmin Tıkanması ve Netlik Kaybı

Sürekli tetikte olmak, yanlış anlaşılmamak için durmadan kendini açıklamak yalnızca zihni değil, bedeni de yorar. Kadınlarla çalışırken bunun bedensel karşılığını çok sık gözlemliyorum. Bu yoğun kaygı ve açıklama yapma ihtiyacı, bedende özellikle yaratım merkezinde, yani rahimde kendini gösterir. Kaygı ve endişe biriktiğinde, rahim “dolu” hale gelir ve nefes alamaz. Rahimdeki bu doluluk ve baskı, yaşamda netliği götürür. Kişi ne istediğini, ne hissettiğini bilemez; çünkü tüm enerjisi, algısı, sinir sisteminin radarları dışarıdadır. Bu tıkanıklık, kadının kendi gücüyle, köklenmesiyle ve dişil enerjisiyle olan bağını koparır.

Uzun Anlatmanın Sonucu: Esas Şeyi Anlatamamak

Aşırı açıklama yapmanın en trajik sonucu, “esas meseleyi” bir türlü dile getirememektir. Dakikalarca konuşur, olayları en ince detayına kadar -kim ne dedi, nasıl baktı, sonra ne oldu- anlatırız; fakat konunun özünü anlatamaz.

Bu net olamama hali derin iletişim sorunları yaratır. Bu durumun başlıca sonuçları şunlardır:

  • Öz güven kaybı: Kendi gerçeğine güvenemediği için sürekli başkalarını ikna etmeye ve onlardan onay almaya ihtiyaç duyar.
  • Partnerin ve çevrenin uzaklaşması: Aşırı açıklama yapan biriyle derin bağ kurmak çok zordur. Karşı taraf yorulur ve asıl mesajı alamaz. Bu durum ilişkide uzaklaşmaya neden olur.
  • Bedensel ve ruhsal olarak tükenme: Sinir sisteminin “alarm” durumunda kalması, ilişkiyi bir savaş/savunma hattı gibi yaşaması hem bedeni hem de zihni yorar.
Peki, Ne Yapmalı?

Peki, Ne Yapmalı?

Klasik kişisel gelişim söylemleri “Sınırlarınızı çizin, hayır demeyi öğrenin, bu kadar açıklamayın.” der. Oysa sürekli açıklama yapan biri için bu tavsiyeler gerçekçi değildir. Yanlış anlaşılmayı hayati bir tehlike olarak algılayan biri, bir sabah uyanıp “Artık açıklama yapmıyorum.” diyemez. Ne zihni ne de bedeni buna izin vermez. Bu yüzden kalıcı bir dönüşüm bunu yap, şunu yapma diyerek olmaz. Dönüşüm yavaş ve şefkatli adımlarla mümkündür.

İlk adım, açıklama yapma dürtüsünü bedende fark etmektir. Konuşurken ya da mesaj yazarken içinizde yükselen o telaşı yakalamaya çalışın. O anda boğazınız mı düğümleniyor? Göğsünüz mü sıkışıyor? Rahim bölgenizde bir kasılma mı hissediyorsunuz? Amacınız hemen susmak değil; önce o korkmuş çocuğu fark etmektir.

İkinci adım, küçük sessizlik molaları yaratmaktır. Konuşmayı bitirdikten sonra gelen “Bir şey daha söylemeliyim.” hissini hemen davranışa dönüştürmeyin. Açıklamaya devam etmeden önce kendinize biraz zaman verin. O kısa süre boyunca içinizde yükselen huzursuzluğu gözlemleyin.

Üçüncü adım ise başkalarının duygularıyla kendi duygularınızı ayırmayı öğrenmektir. Karşınızdaki kişinin yüz ifadesi değiştiğinde ya da sesi değiştiğinde hemen onu rahatlatmaya çalışmak yerine kendinize şu cümleyi hatırlatın: “Onun duygusu ona ait. Ben onun duygusundan sorumlu değilim.”

Son olarak geçmişte ebeveynini memnun etmeye çalışan o küçük çocuktan bugünkü yetişkin benliğinize dönmeyi deneyin. Ayaklarınızı yere bastığınızı hissedin. Kendi gerçeğinizin, başkası tarafından onaylanmasa da var olabileceğini kendinize hatırlatın. Çünkü yetişkin olmak, herkesi ikna etmek değil; kendi gerçeğinizin sorumluluğunu alabilmektir.

Kendi merkezinize dönmek, sözcüklerin kalabalığından sessizliğin gücüne geçmektir. Unutmayın, anlayan zaten anlar; anlamayan için ise hiçbir açıklama yeterli olmayacaktır. Amaç herkes tarafından anlaşılmak değildir. Amaç, önce kendini duyabilmektir. Kendini duymaya başlayan kişi “Beni herkes anlamak zorunda değil. Ama ben, kendimi anlamak zorundayım.” demeye başlar.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Gülgün Yücel
Gülgün Yücel, kadınlarla çalışan bir dönüşüm rehberi ve eğitmendir. Çalışmalarının merkezinde aile dizimi, rahim çalışması ve kadınlıkla ilgili kuşaklar arası aktarımlar yer alır. Travmanın yalnızca duygusal değil, zihinsel ve bedensel boyutlarıyla da ele alınması gerektiğine inanır ve çalışmalarını bütüncül bir yaklaşımla tasarlar. Bireysel ve grup çalışmaları, atölyeler ve kamplar aracılığıyla kadınların kendi içsel güçleriyle yeniden bağ kurmalarını destekler. Bodynamic (beden odaklı psikoloji) ve şok travma alanlarında eğitimler almıştır. Çalışmalarında beden–zihin–duygu bütünlüğünü temel alır.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.