Yeni Yolculuk Trendi: Aheste Seyahat
Aktüalite

Yeni Yolculuk Trendi: Aheste Seyahat

İnsan neden yola çıkar?  Bir yerlerden, birilerinden, bir şeylerden kaçmak için mi? Dinlenmek, rahatlamak için mi? Yoksa keşfetmek için mi? Artık hepimiz biliyoruz ki kaçtığımız şey güçlenerek kendini göstermeye devam eder. Dinlenmek için ise uzaklara gitmeye gerek yoktur. Ancak keşfetmek, yola çıkanın en büyük hediyesi olur çoğu zaman. Ve işin aslı, yeni yerleri, yeni kişileri keşfetmek için çıktığı yolda çoğu zaman yeni bir halini keşfeder insan. Kendine doğru bilinçli bir şekilde yolculuğa çıkma hali ise artık “slow travel / yavaş seyahat” olarak adlandırılıyor. Gelin bu kavrama beraber bakalım.

Hatırlarsanız yıllar önce kültür turizmi büyük ilgi görüyordu. Acentelerin organize ettiği turlar, tarihi ve kültürel zenginlikleri ile vaat edilen destinasyonların hızlıca gezilmesini amaçlıyordu. “Daha fazlasını iste” sloganının kulağımızda yankılandığı yıllar, bizim de daha fazlasını istememizi sağladı. Az günde çok ülke görmek, az zamanda koca şehirleri sanki yerlisiymişçesine bilmek gibi nitelikten çok niceliğe odaklanan bir tavır tutunduk. Bir haftada 4 Avrupa ülkesini gezmek belki maceralı oldu ve pasaportlarımızdaki mühürlerin sayısını bir anda artırdı ama bir şehrin sabahını, akşamını bilmeden, köşedeki fırından yayılan kokuları, çocukların oyunlarını fark etmeden şöyle bir bakıp çıkmak gerçekten o şehri, o ülkeyi gezmek demek miydi?

Sanki sosyal medyadaki “beni gör, bana bak” paylaşımları arttıkça, turizmde de bir dönüşüm başladı. Artık büyük gruplarla hareket edilen turlar yerine, kişinin kendini daha özel hissedebileceği yolculuklar tercih edilir oldu. Ve “Ye, Dua et, Sev” filminin de etkisiyle kabuğundan çıkıp, kendiyle buluşmak isteyenler yola düştü.

BİR ŞEHRİN RİTMİNE UYUMLANINCA AÇILAN KAPILAR

BİR ŞEHRİN RİTMİNE UYUMLANINCA AÇILAN KAPILAR

2017 yılında ilk resmi turumu Mısır’a düzenlediğimde, amacımız kadim bir uygarlığın sırlarını keşfetmek aynı zamanda da kendi iç yolculuğumuzda bir arpa boyu yol alabilmekti. Nitekim de öyle oldu, hepimiz hayatımıza dair sorulara cevaplar, en azından cevaplara götürecek ipuçları alarak noktaladık yolculuğumuzu. Ardından başlayan Kadim Mezopotamya turlarım ise kendini bulmak için ülke değiştirmeye çok da gerek olmadığını ispat etti. Giderek programımız sadeleşti, yavaşladı. Ziyaret ettiğimizde bir yerde daha uzun kalmaya başladık, turistik mekanlar yerine lokal lokantalarda yemeklerimizi aldık, oradaki halkla oturup sohbet ettik, çay içtik. Sanki biz oraya bakıp geçmeden, içinde kalıp orayı gerçekten yaşamaya başladıkça, o topraklar da kendi sırlarını açtı bize. Önce Şanlıurfa-Mardin olarak bir haftasonuna iki şehri sığdırmaya çalışırken artık bir şehri dolu dolu yaşıyorduk. Hızla giden bir aracın içinde nasıl ki andaki güzellikleri yakalayamazsa insan, hızla geçip gittiği şehirlerin ritmini de yakalayamıyor. Ruh gittiği yere yabancı kalınca, onun ritminden konuşmayınca, hediyeleri de tam olarak fark edemiyor. Oysa yavaşladıkça, 5 duyunun tamamıyla deneyimledikçe, yolculuğun tadı damağında kalıyor.

Turizm rehberliği yüksek lisansımı yaptığımda, bitirme projemin konusu Göbeklitepe ve ezoterik tur konseptiydi. Aheste Seyahat kavramına uygun olarak yavaşlayarak, dokunarak, deneyimleyerek gerçekleştirdiğimiz bu turlara katılan kişilerle yaptığım görüşmelerde ortaya çıkan sonuç mutluluk vericiydi. Çünkü istisnasız tüm katılımcılar bu yavaş yolculuğun onlara çok iyi geldiğini, destinasyonu sadece gezip geçmediklerini, orayı yaşadıklarını ve yolculuğun sonunda kendilerine dair yeni keşifler ve dönüşümlerle döndüklerini belirtti. Bu sonucun alınmasındaki temel neden gidilen yerin kadimliği ya da kutsallığı mıydı? Yoksa çıkılan yolculuğun bir süreliğine kişinin ezberini bozup, kişiyi alışık olduğu konfor alanından çıkarması mıydı? Tıpkı egzersiz yapanların söyledikleri gibi nasıl ki yavaşlayarak bir hareketi yaptığında kaslar daha çok çalışıyorsa, çalışma derinleşiyorsa, belki de yavaşlayarak geçilen yollar da ruhun derinleşmesini sağlıyordur. Belki çay ikramını reddetmediğimiz o kişi aslında baş başa kalmayı kabul ettiğimiz bizizdir. Belki gezdiğimiz müzede kimsenin dikkatini çekmeyen bir vitrinde gördüğümüz o obje, bizim saklı hazinemizdir. Belki nesillerdir anlatılan o masal, bizim kendi varoluş hikayemizdir. Ve aldığımız o uçak bileti, bizim kendimizi keşfediş yolculuğuna çıkmak için gösterdiğimiz cesaretin nişanesidir.

İNSAN EN İYİ YOLCULUKTA TANINIR

İNSAN EN İYİ YOLCULUKTA TANINIR

“Eğer arkadaşını, eşini tanımak istiyorsan onunla yolculuğa çıkmalısın” sözü belki kendimizi tanımak için de geçerlidir. Kendimizle çıktığımız yolculuklarda odağımız “yapılacaklar listesine” tik atmaktan ya da selfielerimizle yolculuğumuzun muhteşemliğine kendimizi ve diğerlerini ikna etmekten öteye geçtiğinde gidilen yerin aynalığında kendimize dair farkındalıklar yaşıyoruz.

Nasıl ki günlük rutinlerimizin, koşturmacalarımızın ve sosyal medya bağımlılıklarımızın arasında günün nasıl geçtiğini anlamıyorsak, çıktığımız seyahatlerimizde de bağımlılıklarımızı yanımıza aldığımızda mekânı, zamanı, mekânın sunduklarını hızla tüketiyoruz. Birkaç ezbere anı, birkaç kare paylaşılmaya layık fotoğrafla dönüyoruz. Oysa yavaşladıkça, sadeleştikçe, üzerimize yapışmış alışkanlıklardan sıyrılıp, kendimizi ana, o mekânın sunduklarına bıraktığımızda bambaşka bir açıdan bakabiliyoruz hayata ve kendimize. İşte o anda o başkalık bize sonsuz seçimlerin mümkünlüğünü hatırlatıyor. Sabah kahvaltıda ciğer yemenin mümkün olma hali, kalıplarımızın ötesinin de mümkün olduğunu hatırlatıyor. Ve genişlediğimizi fark ediyoruz. Sanki gözeneklerimiz açılıyor ve daha rahat, daha derinden nefes alıyoruz. Dünyanın bir yerinde hiç tanımadığımız birinin, alışık olmadığımız bir perspektifi, farkında olmadan bizi kendi inşaa ettiğimiz esaretlerden özgürleştiriyor. Ya da onbinlerce yıl önce yaşamış bir toplumun, ellerindeki sınırlı imkanlarla, imkânsız gibi görünen devasa yapıları inşaa etmiş olması bize insanın baş döndürücü, hayret ettirici, hayranlık uyandırıcı potansiyelini hatırlatıyor. Ve “ben de yapabilirim” cümlesine olan inancını artırıyor. Bu durum yalnızca yavaşça yaşayarak mümkün oluyor. Çünkü hızlı yaşam bizi kendimizden hızla uzaklaştırırken, ilham alınacak olaylarla, insanlarla dolu bu yavaş yolculuklar bizim bizimle aramıza girmiş kısıtlayıcı inanç ve klişe duvarlarını yıkmamızı sağlıyor.

Çıktığın yolculuk senin için bir kaçıştan ibaretse, hızlı hızlı yürüdüğünü, ziyaretlerini geçiştirdiğini fark edersin. Eve döndüğünde daha yolda kendini yorgun hissedersin. Sanki şehirden hiç çıkmamış gibisindir. Eğer bir keşif yolculuğuysa çıktığın, her anını kokusuyla, dokusuyla hatırlarsın. Kimi için tesadüf olan tevafuklarla taçlanmış yolculuğun, hızını kesmiş, seni tekdüzelikten alıkoymuştur. Ve sen aldığın cevaplar ve farkındalıklarla, hafifleyerek, genişleyerek, zenginleşerek dönersin eve. Deadline’lar ve yetmeyen zamanların gerçekliğinden çıktığımız aheste seyahatler, tadına vara vara yaşadığımız, var olduğumuzu hissettiğimiz anlar getirsin bize.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

damla_selin_tomru
Reklam ve halka ilişkiler alanında 12 yıl çalıştıktan sonra yaşam amacını keşfetme yolculuğuna çıktı. Bu yolculuk ona iki kitap, yeni bir alanda hizmet imkânı, kadim yerlere tur organize edebilme ve bu alanda röportajlar yapma hediyesini verdi. Heyecanla yeni hediyeleri bekliyor.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.