Steve Jobs, kendi kurduğu şirketten yani Apple’dan kovulduktan sonra, bugün geldiği noktaya büyük etkisi olan NEXT ve Pixar gibi dev şirketleri kurduğu dönemi anlatırken şöyle diyor: “Tadı çok kötü bir ilaçtı ama hastanın da buna ihtiyacı vardı.” Apple’dan kovulmasını hayatının en güzel fırsatı olarak tanımlıyor fakat kovulduğu zamanki buhranını da es geçmiyor. Başımıza gelen en kötü olay, en büyük travma ve “Ben buradan dönemem.” dediğimiz şey aslında bizim de dönüş noktamız olabilir mi? Evet, gerçekten olabilir. Bazı olayların yaşanması gerekiyordur; her ne kadar canımızı yaksa da bunu zaman geçtikten sonra fark ederiz. Belki de bizim potansiyelimizi gerçekleştirmemiz için önce bu ağır yükü sırtlamamız gerekiyordur. Ama akla şu soru da gelir: “Bu nasıl bir haksızlık? Diğer herkes o yolu labirentsiz yürürken ben neden en zoruyla mücadele etmek zorundayım?” Bu cümle yerinde bir isyan gibi gözükse de aslında kendi potansiyelini henüz fark etmeyen bir insanın cümlesidir. Çünkü herkesin kırılma noktası olmak zorunda değildir. Herkes tam potansiyelini ortaya çıkarmak zorunda da değildir; hayatta çoğu insan geneli oluşturur. Farklılarsa, o labirentte yolunu kaybeden ve mecburen yeni alanlar açarak dünyayı genişleten kişilerdir.

O yüzden büyük başarılar hep karmaşık zihinlerin arkasında, artık saklanacak yer kalmadığında ortaya çıkar. Hayatta onlarca kez başarısız olmuş ama yoluna devam etmiş insanlar, hala zihnimizde kendilerine ait bir yeri tapulamış oturuyorlar ve kolay kolay da bir yere gitmeyecekler. Abraham Lincoln’un defalarca seçim kaybettikten sonra Amerika’nın başkanı olması gibi… Muhtemelen Lincoln da peş peşe gelen başarısızlıklardan sonra “Acaba ben bu seçimi kazanacak potansiyelde değil miyim?” diye kendini sorgulamıştır. Ama bu, onun devam etmesine engel olmadığı gibi köleliği kaldıracak gücü kendinde bulmasına ve dünyayı değiştirmesine yol açmıştır. İnsan, hayatının en karanlık döneminde içsel bir devrim geçirdiğinde, içindeki dar sokakların barikatlarını teker teker ateşe verdiğinde, hepsinin yanışını izleyip kafasındaki düşüncelerle çatıştığında, bazılarını yok edip bazılarını kendi tarafına çektiğinde, içindeki savaşı da kazanmış olur. Artık kimse ona neyi yapamayacağını söyleyemez; çünkü o, zaten yapamayacaklarını öğrenmiş ve yenisini daha güzel yapmaya başlamıştır bile. Potansiyeli fark edebilmek de bir potansiyel gerektirir.
Gençliğinde çalıştığı gazeteden “yaratıcı olmadığı” ve “hayal gücü zayıf olduğu” gerekçesiyle kovulan Walt Disney’in yarattığı dünyayı herhangi bir sıradanlık adı altında tanımlamak mümkün müdür? Bazı yerlerde potansiyeli göremeyecek insanların koltuk gücü ağırdır ve bu güç yerleştikçe, başkalarına fırsat verme kabiliyeti körelir. Bu tip insanların dışlayıcı kararlarıyla kırılan nice umutlar vardır. Ama karşısını biraz daha şeffaf görebilen ve potansiyelini derinde de olsa hisseden bireyler, sonunda adını duyacağımız kahramanlara dönüşür. Çünkü geçmişin yükü bizi eğer harekete geçirmiyorsa geleceği değiştirmemiz pek mümkün olmayacaktır.

Yıllarca ırk ayrımcılığının karşısında durarak hayatını hapishanede geçirmek zorunda kalan Nelson Mandela da başarısını hayatta kaç kez düştüğüyle değil, düştükten sonra ayağa kalkabilme gücüyle ölçmüştür. Tam 27 yıl sonra, vazgeçmediği tüm o yılların dönüştürdüğü kişi olarak hapishaneden çıkmış ve Güney Afrika’nın ilk siyahi başkanı olmuştur. Toplumda yaygın olan depresyonun sebeplerinden bazıları; iş kaybı, boşanma, ölüm ve hastalıklar. Bunların hepsinin insanı değiştirmek ve dönüştürmek için olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü bazı şeyler hayatın değişmez gerçekleridir; mutsuzluk ve hastalık da buna dahildir. Fakat çoğu zaman, başımıza gelen olayların ileride bize olumlu anlamda itici bir güç oluşturduğunu söylemek de bu gerçeklerle çelişmez. Kendini yenilmiş sanan ama içinde potansiyeli fokur fokur hala kaynayan insanlara bir hatırlatma olur. Çünkü o kişiler, bir yazıyı okumasa da o gün başlamasa da er ya da geç devam eder; o acı ilacın tadını unutur iyileştikleri güne kavuşurlar. Bununla birlikte, hastalıklarıyla dönüşen insanlar da vardır. Mesela Frida Kahlo… Çektiği acıları bu kadar somutlaştıran başka bir insan olmamıştır. Tablolarına biraz dikkatli baksanız hangi kemiğinin daha çok sızladığını, kalbini en çok neyin kırdığını görebilirsiniz.

Devam Etmenin de Bir Bedeli Var
Her ne kadar vazgeçmemek ve yoluna devam edecek gücü bulmak insan olmaya dair pozitif duygular uyandırsa da yaşayan kişi için bu o kadar kolay değildir. Yenilenmek, büyümek, dönüşmek her zaman bir bedel ödettirir. Bazen eski versiyonunu özlemektir bu bedel, bazen de yeni kendine zor alışmaktır. Ama eskisinden daha sağlam ve etrafı güçlendirilmiş olmak, başarılı olacak insanın çantasında bulunması gereken özelliklerden değil midir? Vazgeçmemek cesaret ister motivasyon ister bazen kulak kapatmak ister bazen de gerektiğinde fazlasıyla bağırmak. Kendini baştan yaratmak zorunda kalmadan, öğrendiklerinle yola devam etmek, yaptığını gördüğünde kendini alnından öpebilmek ve hakkını teslim edebilmek… İşte tüm bu zorlukların ardından gelen en tatlı ödül belki de budur.

Büşra Çabuk
Psikolog
Psikoloji eğitimiyle edindiği kalemini, sonrasında aldığı pilotaj eğitimindeki deneyimlerle de sivrilterek; insana dair günlük kaygıları, zihinsel engelleri ve dayanıklılık süreçlerini daha iyi fark etmeye ve bu alandaki gözlemlerini yazıya dökmeye çalışıyor. Havacılık psikolojisi üzerinden yaptığı okumalar ve kişisel deneyimler, aslında yalnızca kokpite değil, insanın kendi yaşamındaki iniş kalkışlara da ayna tutuyor.
Kaleme aldığı yazılarında, kimi zaman akademik bir gözlemci, kimi zaman da yol arkadaşı olmayı hedefliyor. Onun için önemli olan, büyük sözler söylemekten çok, okurun kendi hayatına temas edebilecek küçük ama anlamlı ipuçları sunmak. Mümkün Dergi’deki yazılarında da bu arayışını samimi bir dille paylaşmaya devam ediyor.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

