İş hayatında “iyi olmak” uzun zamandır konuşuluyor ama çoğu zaman yanlış yerden; sanki çalışanlara iyi hissettirmek için sonradan eklenen bir jestmiş gibi ele alınıyor, oysa Culture First Istanbul buluşmasından sonra bu fikri tamamen başka bir yere koydum çünkü iyi oluş sonradan eklenen bir katman değil, en başta kurulan yapının kendisi. Mine Dedekoca ve Dr. Kerem Dündar’ın, Assembly Ferko Signature ev sahipliğinde gerçekleşen bu buluşma, iyi oluşu anlatmaktan çok onu mümkün kılan koşulları görünür hale getiriyordu; insanları motive etmeyi değil onları sistematik olarak yoran, sıkıştıran ve değersiz hissettiren yapıların nerede üretildiğini fark etmenin önemi.

GERİBİLDİRİM KÜLTÜRÜ VE PSİKOLOJİK GÜVENLİK
En çok dikkatimi çeken başlıklardan biri geri bildirimdi çünkü iş hayatında geri bildirim dediğimiz şeyin çoğu zaman geri bildirim olmadığını fark ediyorsun; ima edilen beklentiler, üstü kapalı yönlendirmeler ya da doğrudan kontrol mekanizmaları geri bildirim gibi sunuluyor, oysa gerçek geri bildirim çok daha sade bir şey: açık, zamanında ve karşı tarafı küçültmeden söylenen bir deneme, kesinlik iddiası taşımıyor ama ilişkiyi büyütüyor ve tam da bu yüzden kurumun dilini kökten değiştiriyor.
Psikolojik güvenlik de benzer şekilde yüzeyde konuşulduğundan çok daha derin bir mesele olarak ele alındı çünkü bu kavram herkesin her şeyi söylemesiyle ilgili değil, insanların konuşurken ya da hata yaparken değer kaybetmeyeceğini bilmesiyle ilgili; bu olmadığında insanlar geri çekiliyor, sesini kısmayı öğreniyor ve kurumlar bunu bağlılık problemi olarak okuyor, oysa ortada bağlılık değil güven eksikliği var.

BALANCE DEĞİL HARMONY
Work-life balance yerine work-life harmony kavramının konuşulması da bu bakışın bir uzantısıydı çünkü denge hayatı eşitlemeye çalışırken harmony hayatın ritmini kabul ediyor; bazı dönemler iş ağır basar, bazı dönemler hayat ve sorun bu dalgalanma değil, bu geçişlerin insanı sürekli suçlu hissettirecek şekilde yaşanmasıdır, bu yüzden esneklik bir lüks değil de doğru kurgulanmadığında sistemin insanı yormaya başladığını gösteren bir ihtiyaç olarak tanımlanmalı.
İŞİN DOĞASI GİBİ KABUL EDİLEN SAĞLIKSIZ İLETİŞİM
Notlarımın arasında en yalın ama en sert cümlelerden biri de şuydu: kavga ederek yapılan toplantılar insanın psikolojisini bozar; bu kadar açık bir cümlenin bile bu kadar çarpıcı gelmesi aslında iş hayatında neyi ne kadar normalleştirdiğimizi gösteriyor çünkü yüksek gerilim, bastırılmış öfke ve sert iletişim biçimleri hâlâ “işin doğası” gibi kabul ediliyor ve sonra tükenmişliği bireysel bir problem gibi konuşuyoruz.
Aidiyet meselesi de burada kritik bir yere oturuyor çünkü konuşulan şey çalışan bağlılığı değil, gerçekten ait hissetmek; bir yapının içinde sadece iş yapan biri değil o yapının bir parçası olmak ve bunun yolu da motivasyon konuşmalarından değil, şeffaflıktan, adaletten ve insanların karar süreçlerine gerçekten dahil edilmesinden geçiyor.
İNSANLAR İŞİN KENDİSİNDEN Mİ YORULUYOR YOKSA İŞİN YAPILIŞ BİÇİMİNDEN Mİ?
Bu buluşmadan çıkarken zihnimde netleşen şey şu oldu: iyi oluş insanların kendini toparlamasıyla ilgili değil, kurumların kendini nasıl kurduğuyla ilgili; nasıl konuştuğumuz, nasıl geri bildirim verdiğimiz, nasıl karar aldığımız doğrudan insanların iyi olup olmamasını belirliyor.

Etkinliğin en değerli taraflarından biri de bu soruları sadece konuşmakla kalmayıp birlikte düşünmemizi sağlamasıydı çünkü günün sonunda kurumsal wellbeing çözümleri üzerine çalıştığımız bir grup çalışmasına katıldım, kendi ekibimizle bir çözüm modeli geliştirdik ve bu modeli sunma fırsatı buldum; teoride konuşulanın pratikte nasıl karşılık bulduğunu görmek, bu konunun aslında ne kadar tasarlanabilir ve dönüştürülebilir olduğunu çok daha net hissettirdi.
Etkinlikle emeği geçen herkesin yüreğine sağlık!
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

