Günümüz ilişkilerinde “aşk” kavramı, çoğu zaman bilimsel bir olgudan çok kültürel bir anlatı olarak dilden dile yayılıyor. Romantize edilen aşk da süreklilikten çok yoğunluk ve idealizasyon üzerinden tanımlanıyor. Halbuki bu yaklaşım, ilişkinin doğal çatışmalarını birer gelişim alanı yerine başarısızlık göstergesi olarak konumlandırıyor, bunu kimse fark etmiyor ve “ah işte yine yürümedi” deniyor. Günden güne emek verilmeyen ilişkiler çöplüğü büyüyor.
2026 yılına girerken her kavramda olduğu gibi “ilişki” kavramına da yakından bakma ihtiyacı duydum. AŞK benim yazar olarak severek kullandığım kurgu ve kurgu dışı yazın nesnelerinin başında geliyor malumunuz. Tekamülün önemli bir adımı olarak gördüğüm bu kavramı daha önce MÜMKÜN DERGİ için AŞK sayısında “AŞK” adlı yazımda da yazmıştım. İlgili okurların bu yazıyı da okuyarak ilerlemesini kendi adıma tercih ederim.

Günümüzde İlişkilerde Yaşananlar ile Yaşamayı Arzuladıklarımız Arasındaki Fark
Bağlanmaktan kaçınan ve belirsiz ilişkiler yaşayan bir yeni nesille karşı karşıyayız. Bunun temelinde seçenek bolluğunun getirdiği ilişkilere düşük yatırım yapma eğilimi ve de haliyle kolay vazgeçişler ve hızlı kopuşlar var. İnternetin bir tıkla tüm dünyayı birbirine bağladığı bir gerçeklikte insanlar yakınlık duyabilecekleri insan sayısının sonsuz olduğu yanılgısına kapılıyorlar. Ve 2026 yılı itibarıyla bu konuda çok da haklılar zira teknoloji son hız ilerliyor. İlişkilenmenin şeklini bile değiştiriyor. Her şeyde hızlı olunması gerektiğini hissettiriyor insana. Geçmiş dönemlerde yaşanan ilişkilerdeki emek, şu an için bir lüks gibi algılanıyor ve günümüz bireysel toplumunda da kimse kimse için ne rahatını bozmak istiyor ne de herhangi bir şey feda etmek. Ben bunu bireysellik vurgusu ile ilişki sorumluluğu arasındaki gerilim olarak görüyorum. Ve tabi ki içinde bulunduğumuz hızlı yaşam ve hızlı tüketim hepsini etkiliyor.
Halbuki aranılan güvenli bağın tam da bu bahsettiğim eforlarla oluşan bir süreç olduğunu anlayamayacak kadar tembel bir nesille de baş başayız maalesef. Teknolojik erişilebilirlik artarken insanların duygusal erişebilirliği son derece düşük günümüzde. Ama sorsak herkes, duygusal olarak kendisini anlayan, yanında güvende hissettiği, ilişkisinin istikrar zeminine oturabileceği bir partner aradığını söyler. Söyler ama kendisi bunun için hiçbir şey yapmadığı gibi evrene sipariş vererek böyle bir adayın kapısında bir anda belirivereceğini hayal eder! Hep mi bir “aman beni yormasın” söylemi dillerde dolaşır? Ee peki o yormasın bu yormasın da biz nasıl gelişeceğiz? Nasıl daha çok sevebilen varlıklar olacağız? Farkındaysanız AŞK’ın tekâmül ile ilişkisine de vurgu yapıyorum.
“Şunu biliyorum ki aşkı kimyasal bir hormon kokteyli ile karıştırmaktan ve arzu temelli ilişkilere hasret duymaktan kendimizi kurtardığımızda olanın güzelliğini görme ihtimalimiz var.”
Tutku, sahiplenme ve bağımlılık sıkça çok şiddetli aşkla karıştırılan kavramlardır. Süreci hiçe sayan sevme halinin bin bir türlü renginden sadece heyecan yaratan duygulara odaklanan tek taraflı arzu temelli bu bakış açısı insan hayatına dinamizm getirebilir ama çok büyük oranda sonu hüsranla biten kısa süreli ilişkilerin dinamiğidir bu bahsettiğim kavramlar. Halbuki var olan ve zamana yayılmış, partnerlerin birlikte gelişip büyüdüğü ilişkiler içerisinde de tutkuyu, sahiplenmeyi bulmak mümkündür. Bağımlılık ise benim hiçbir zaman onaylamak istemediğim bir kavram!

O Halde Yolumuz Bağlılık Üzerine
Bağlılık, bağımlılıktan farklı olarak sorumluluk, güven ve emek gerektirir. En büyük farkı da krizlerden kaçmamakta ortaya çıkar. Bağımlı birey kriz anında sorumluluğu karşı tarafa yüklerken bağlı bir birey krizdeki sorumluluğunun payını almaya ve çözüm odaklı olmaya odaklanır. Çünkü sürdürmek istediği bir ilişkisi, kaybetmek istemediği bir partneri vardır. İki kişi arasında yakalanabilen bu denli yoğun bir yakınlığın kıymeti iki taraf için de son derece nettir. Ama işte asıl mesele bu bağı kurana kadar gösterilen anlayış, şefkat, sevebilme kapasitesi ve fedakârlıkta yatar.
Sağlıklı İlişki = Aşk + Bağlılık mı?
Hayat her konuda denge üzerine kurulu olduğundan “Aşk” diye tanımlanan, iki insan arasındaki kimyasal uyum ve heyecan ile bağlılığın dengede olmasını önemsiyorum. Kaldı ki bir önceki yazıma referansla ben tüm bu sürece AŞK diyorum zaten. İnsanoğlu olarak gerçek AŞK’a varmanın ne olduğunu anlayabilsek zaten şu an çok daha yükselmiş bir medeniyette yaşardık. (Bu başka bir yazının konusu olsun) Şimdiki bilincimizle ise güvenli bağlanabileceğimiz partnerlerle, duygusal erişilebilirliği önemseyerek, dramdan çok istikrar arayan bir bakış açısıyla çok daha sağlıklı ilişkiler yürütülebileceğini düşünüyorum. Heyecanı, tutkuyu unutmamak gerek tabi. Bunlar bir ilişkinin tadı tuzu… Ama nasıl ki bir yemeğe şeker de tuz da fazla konulursa o yemek yenmez oluyor, ilişkiler de böyle…Dengeyi her zaman korumak gerek! Ve bence en önemlisi de sevginin davranışlarla gösterilmesi ki bunu çoğu insan atlıyor. O meşhur replik hepimizin kulağındaysa madem; “Sevgi neydi? Sevgi emekti…” hakkını vermek gerekmez mi?

Son olarak hepimize bir içsel kontrol şablonu da sunayım ki fark etmemize ve içine sıkıştığımız döngüler varsa onlardan kurtulmamıza yarasın:
- Ben ilişkide sadece aşık mıyım, yoksa kalmayı da seçiyor muyum?
- Zorlandığımda kaçıyor muyum, konuşuyor muyum?
- Sevildiğimi mi hissediyorum, yoksa sadece isteniyor muyum?
- Ben nasıl bir partnerim?
- Partnerime emek vermeye hazır mıyım?
Hepimize aşk dolu günler dilerken AŞK’ın duygusal olgunluk ve bilinçli bağlılıkla geldiğini hatırlatırım.
Tüm sevgimle
Nihan
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

