Geçen hafta Zorlu PSM’de Devrim Erbil’in sanat bakışının nasıl oluştuğuna tanıklık ettim. Onun dünyasından ilhamla çekilen Devrim Erbil: Gökyüzü Öyle Maviydi Ki, resimle sinema arasında kurulan cesur bir köprü gibi duruyor.
Salondaki atmosfer daha ilk karelerden itibaren sıradan bir biyografi izlemeyeceğimizi hissettirdi. Anlatı, kronolojik bir yaşam öyküsünden çok bir hafıza yolculuğu gibiydi. Balıkesir’in ışığından İstanbul’un çizgisel yoğunluğuna uzanan görsel dünya, Erbil’in tuvalde kurduğu ritmi sinema diliyle yeniden düşünmeye davet ediyordu. Özellikle kuşbakışı perspektifin sinematografik karşılıkları, bir ressamın gözüyle mekâna bakmanın ne demek olduğunu seyirciye deneyimletti.

Ressam ve Devlet Sanatçısı Devrim Erbil gala öncesi verdiği röportajda şunları söyledi:
“Ben kendi çağımın sanatçısıyım. Sanat sürekli ilerliyor; bugün gençler daha da ileri giden denemeler yapıyorlar. Bu projeye hem sanata hem sinemaya katkı sağlayacağını düşünerek dahil oldum. Belgesel değil, konulu bir film ve Türk sinemasında alanında ilk niteliği taşıyor. İzleyenler filmde çocukluğumu, gençliğimi, olgunluk dönemimi ve bugünümü bir arada görecekler. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.”
Film, bir sanatçının hayatını belgelemekten ziyade, “nasıl gördüğünü” anlamaya çalışıyor. Bu yönüyle biyografik olmanın ötesine geçiyor; yaratım sürecine, içsel devinime ve zamana karşı direnen üretme arzusuna odaklanıyor. Çocukluk anlarının, gençlik heyecanının ve olgunluk döneminin aynı estetik evrende buluşması, anlatıya katmanlı bir derinlik kazandırmış.

Gala gecesinde dikkatimi çeken bir diğer unsur, sanat ve sinema çevresinden pek çok ismin aynı çatı altında buluşmasıydı. Ben de müziğini çok sevdiğim Keremcemle tanışma fırsatı elde ettim. Bu buluşma, filmin bir yapımdan öte kültürel bir jest olduğunu düşündürdü. Gösterim sonunda yükselen alkış, yalnızca emeğe değil, cesareteydi de.
Benim için en etkileyici taraf ise şu oldu: Film, resme bakma biçimimizi değiştirmeyi öneriyor. Bir tabloya yukarıdan, geniş bir açıyla, ritmi ve tekrarları fark ederek bakmayı… Gökyüzünün neden “öyle mavi” olduğunu değil, o maviyi nasıl gördüğümüzü hatırlamayı anlatıyor.

Mayıs ayında vizyona girecek olan yapımı yeniden, bu kez kalabalık bir salonun kolektif nefesiyle izlemek isterim. Çünkü bazı filmler seyredildikten sonra düşünülür, sindirilir ve bir süre zihinde yaşamaya devam eder. Bu film de onlardan biri.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

