Modern insanın en büyük sorunlarından biri, mutsuzluğun nedenini bilmeden mutsuz olmasıdır. Birçok insan hayatında ciddi bir problem olmadığı halde içindeki boşluğu açıklayamaz. İşi vardır ama huzuru yoktur. Sevdikleri vardır ama tatmini yoktur. Hayalleri gerçekleşmiştir ama kalbi yine de daralmaktadır.
Bu durum çoğu zaman psikolojik, ekonomik ya da sosyal sebeplerle açıklanmaya çalışılır. Elbette bunların etkisi vardır. Ancak tasavvuf, insanın iç dünyasına daha farklı bir pencereden bakar ve bu hissin ardında çoğu zaman tek bir kavrama işaret eder: Gaflet.
Tasavvufa göre insanın mutsuzluğunun temel sebeplerinden biri, özünden uzaklaşmasıdır. Kalbin yaratılış amacını unutması, dünyanın gürültüsü içinde kendisini kaybetmesidir. Çünkü insan sadece bedenle yaşayan bir varlık değildir. Ruhun da beslenmeye, hatırlamaya ve yönünü bulmaya ihtiyacı vardır.

Gaflet Sadece Unutmak Değildir
Gaflet çoğu zaman “dalgınlık” ya da “farkında olmamak” şeklinde anlaşılır. Oysa tasavvufta gaflet bundan çok daha derin bir anlam taşır. Gaflet, insanın Allah ile olan bağını unutmasıdır. Kendisini bu dünyaya gönderen hikmeti gözden kaçırmasıdır. Kalbinin neye ihtiyaç duyduğunu bilmeden yaşamaya çalışmasıdır.
İnsan gaflete düştüğünde hayatın merkezine Allah’ı değil, kendi nefsini koymaya başlar. Başarılarıyla tanımlanmak ister. Sürekli takdir görmek ister. İnsanların gözünde değerli görünmeye çalışır. Daha çok kazanırsa huzurlu olacağını, daha çok sevilirse eksiklerinin tamamlanacağını düşünür. Fakat ulaştığı her şey kısa bir süre sonra sıradanlaşır. Çünkü kalbin aradığı şey aslında dünya değil, anlamdır. Bu yüzden Sufiler der ki: “Kalp Allah’tan uzaklaştıkça dünya büyür; Allah’a yaklaştıkça dünya küçülür.”
Neden Aynı Hataları Tekrar Tekrar Yapıyoruz?
Birçok insan hayatında belirli döngüleri tekrar eder. Aynı insanlara güvenir, aynı kırgınlıkları yaşar, aynı öfkelere teslim olur ya da aynı yanlış alışkanlıklara geri döner. Bunun nedeni çoğu zaman bilgi eksikliği değildir. İnsan çoğu zaman neyin doğru olduğunu bilir. Sorun bilmemek değil, bildiğini yaşayamamaktır.
Tasavvuf bu noktada nefse dikkat çeker. Çünkü nefis sadece insanı günaha çağıran bir yapı değildir. Bazen insanı kendi haklılığına da inandırır. Kırgınlığını haklı gösterir. Kibrini özgüven gibi sunar. Hırsını azim gibi gösterir. İnsan kendisini tanımadığında nefsinin oyunlarını da fark edemez. Bu yüzden tasavvufta en büyük mücadele dış dünyayla değil, insanın kendi iç dünyasıyladır. Çünkü insanın önündeki en büyük perde çoğu zaman kendi nefsidir.

Kalbin Daralması Bazen Bir Uyarıdır
Günümüzde birçok insan iç sıkıntısından kurtulmak için sürekli meşgul olmaya çalışıyor. Daha fazla içerik tüketiyor, daha fazla geziyor, daha fazla alışveriş yapıyor ya da sürekli bir şeylerle oyalanıyor.
Fakat kalbin bazı ihtiyaçları vardır ve onları hiçbir dünyevi uğraş doyuramaz. Tasavvuf kalpte hissedilen bazı sıkıntıların aslında bir ceza değil, bir davet olduğunu söyler. Çünkü bazen insan her şey yolunda giderken Allah’ı unutur. Kalbin daralması ise ona yönünü yeniden hatırlatır. Belki de o huzursuzluk hissi, asıl yolun sizi çağırıyor olmasıdır. Belki de ruhunuz uzun zamandır ihmal edilen bir ihtiyacını size hatırlatmaya çalışıyordur.
Hata Bazen Tevazunun Başlangıcıdır
Tasavvufun insana bakışındaki en merhametli yönlerden biri budur. İnsan, sadece hatalarıyla değerlendirilmez. Hatta bazen insanı dönüştüren şey başarıları değil, hataları olur.
Bir yanlışın ardından duyulan pişmanlık, insanın kendisini yeniden tanımasına vesile olabilir. Kişi kendi acizliğini fark eder. Gücünün sınırlı olduğunu görür. Her şeyi kontrol edemeyeceğini anlar. İşte tam da bu noktada hakiki tevazu başlar. Sûfîler insanın Allah’a en yakın olduğu anın her zaman güçlü olduğu an olmadığını söylerler. Bazen insan Rabbine en çok düştüğünde yaklaşır. Çünkü düştüğü yerde yardım istemeyi öğrenir.
Birçok kişi manevi uyanışı olağanüstü deneyimlerle ilişkilendirir. Oysa çoğu zaman uyanış sessizce gelir. Bazen bir kayıpla… Bazen bir hayal kırıklığıyla… Bazen gecenin bir vakti insanın kendi kendine sorduğu tek bir soruyla…Ve tasavvufun amacı dünyadan kaçmak değildir. Dünyanın içinde yaşarken kalbi uyandırmaktır. İnsana neden yaşadığını, nereye gittiğini ve gerçekte ne aradığını hatırlatmaktır.
Belki de Mutsuzluğunuzun Sebebi Eksiklik Değil, Uzaklıktır
Sürekli mutsuz hissediyorsanız belki de mesele hayatınızda eksik olan şeyler değildir, sizi var eden kaynağa olan yakınlığınızı kaybetmenizdir.
Tasavvuf bize insanın bazen daha fazla şeye ihtiyaç duyduğu için mutsuz olmadığını hatırlatır. Bazen özüne dönebilmek için mutsuz olur. Çünkü bazı huzursuzluklar, duyulması gereken bir çağrıdır. Ve bazen kalbinizde hissettiğiniz boşluk, Allah’ın sizi kendisine çağıran en zarif davetidir.
Tefekkür Sorusu
Son zamanlarda sizi en çok yoran şey gerçekten yaşadığınız olaylar mı, yoksa kalbinizin uzun süredir ihmal ettiği bir ihtiyaç mı?
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

