Kaçıştan Estetiğe: Rokoko Yeniden Sahneye Çıkıyor
Yaşam

Kaçıştan estetiğe: Rokoko yeniden sahneye çıkıyor

Yıl 1722. Avrupa belirsizlikle sarsılıyor. Savaş tehdidi, ekonomik çöküş, salgınlar… Size de tanıdık geliyor mu? Fransa o yıllarda çiçek hastalığıyla boğuşuyor, Avusturya taht mücadelesi için yeni bir savaşın eşiğinde bulunuyordu. Halkın çoğu sefalet içindeyken aristokrasi bu kasvetten zarafet yoluyla kaçmayı seçti. Hayali ve abartı bir dünyada, pastel tonlar, fırfırlar, altın yaldızlar ve kıvrımlı formlar arasında bir “estetik teselli” yarattı. Bu kaçış tarihin en zarif ama en politik sanat akımlarından birine dönüştü: Rokoko.

Rokoko kelimesi, Fransızca “rocaille” (okunuşu: rokay) sözcüğünden türemiştir. Bu kelime 17. yüzyılda “kabukla, çakıl taşlarıyla süslenmiş bahçe dekorasyonu” anlamında kullanılırdı. “Rocaille” kelimesi, Fransızca “roc” (kaya) + “coquille” (kabuk) sözcüklerinin birleşiminden gelir. Bu tarz ilk olarak Fransız bahçelerinde yapay mağaralar (grotto) ve çeşme kenarları gibi alanlarda deniz kabukları, taşlar ve kıvrımlı bitkisel formlarla yapılan süslemeleri tanımlamak için kullanılmıştır. Zamanla bu dekoratif tarz mimariye, mobilyaya, resme ve moda diline yayılmış ve 1730’lardan itibaren bu estetik için “rococo” sözcüğü kullanılmaya başlanmıştır.

kacistan-estetige-rokoko-yeniden-sahneye-cikiyor-2

Rokoko’nun doğuşu, aslında toplumsal travmalara verilen estetik, abartılı ve ihtişamlı bir yanıttı. Barok’un ağır simetrisi yerini oyunbazlığa, mizaha ve süslemeye bıraktı. Versailles’ın soğuk mermer salonları, artık kahkahaların, minyatür porselenlerin, hafiflik ve eğlencenin sahnesiydi. Jean-Antoine Watteau’nun tabloları, François Boucher’in pembe bulutları, Fragonard’ın bahçe sahneleri… Tüm bu görseller, bir çağın “acımasız kasvetine ve dramına karşı güzelliğin ve estetiğin ısrarını” temsil ediyordu.

Üç yüzyıl sonra dünyanın yeniden karanlığa büründüğü 2020’lerde bu estetik bir kez daha yüzeye çıkıyor. İnanabiliyor musunuz, üzerimizden bir pandemi geçti. Savaşlara, ekonomik krizlere, adaletsizliklere şahit olduk ve hala oluyoruz. İnsanlık yine sığınağını güzellikte, estetikte ve dramatize edilmiş abartıda buluyor.

 Pinterest verilerine göre “Rokoko kıyafetleri” aramaları %5465 artmış durumda; platform “Rococo Revival”ı 2025 için en güçlü trendlerden biri olarak gösteriyor. Bu açıkçası ciddi bir arama oranı. Buna bir akım demekten çok acaba bir kollektif tepki diyebilir miyiz?

TARİH TEKERRÜR EDİYOR

TARİH TEKERRÜR EDİYOR

Rokoko’nun 18. yüzyıldaki işlevi neydi diye sorarsak zor zamanlarda bir kaçış biçimi olarak cevaplayabiliriz bu soruyu. Kaldı ki bugün de aynı etkiden bahsetmek mümkün.
L’Officiel Monaco’ya göre 2024 defilelerinde kabarık etekler, saten korseler, ipek kadifeler “Rokoko döneminin ihtişamını yeniden sahneye taşıdı.” Genç moda tasarımcısı Palomo Spain, Madame de Pompadour’un siluetini çağrıştıran erkek korseleriyle cinsiyet sınırlarını yıktı.
Selkiemarkası ise “Libertine” koleksiyonuyla Rokoko’yu “kadınsı gücün modern kutlaması”na dönüştürdü.

Tasarımcı Kimberly Gordon bu dönüşümü şöyle özetliyor:

“Rokoko çoğumuzun özlemini çektiği kaçışı sunuyor. Güzelliği, zarafeti ve zevki yeniden merkeze alıyor.”

Adeta minimalizmin beyaz ve bej duvarlarına, “clean girl” (temiz kız) estetiğinin steril ve duygusuz düzenine karşı bir başkaldırı gibi.  Pinterest Predicts 2025 raporu bu eğilimi “minimalizmin kısırlığını reddeden bir içsel maksimalizm” olarak tanımlıyor. Bugün Rokoko’nun süslemeye, detaya ve duygusallığa verdiği önem bir direnişin, bir tavrın sembolü.

RUJ ETKİSİ

Ekonomik belirsizlik dönemlerinde insanın küçük güzelliklere sığınma eğilimi yeni değil. Psikologların “ruj etkisi” dediği olgu bunu açıklar. Kriz zamanlarında insanlar büyük harcamalardan vazgeçip küçük lükslerle teselli bulurlar. 2022’de pandemi durgunluğu sonrası ruj satışlarının artışı (Wood, 2022) tam da bu nedenleydi.

Rokoko’nun zarif süslemeleri, pastel tonları ve narin detayları da bugün aynı işlevi görüyor. Bir tür mikro lüks. TikTok’ta Rokoko’dan ilham alan kullanıcılar, “güzelliği gündelik hayatın parçası haline getirme” fikrini yeniden canlandırıyor.

Neden İnsan Şaşaaya Sığınır?

İnsanoğlu kriz zamanlarında neden gösterişe, renge, ışıltıya yönelir hiç düşündünüz mü?
Aslında bunun basit bir nedeni var: hayatta kalma içgüdüsü. Zihin tehdit altındayken dengeyi yeniden kurmak ister; beyin, korku ve belirsizlik karşısında otomatik olarak hazza yönelir.
Bu yüzden savaşlardan, afetlerden ya da ekonomik krizlerden sonra insanların eğlenceye, estetiğe, aşka veya tüketime yönelmesi tesadüf değildir. Tarihte büyük savaşların ardından yaşanan “bebek patlamaları” bile bunun biyolojik bir göstergesidir, hayat, ölümün hemen ardından kendini yeniden sağaltmaya çalışır. Rokoko da o içgüdünün sanattaki karşılığıydı; korkunun, kaybın ve kederin ortasında güzelliğe sığınmak.

Neden İnsan Şaşaaya Sığınır?

Laf aramızda kalsın ben de pek severim Rokoko’nun mimariye, sanata ve kıyafetlere yansımasını. Böyle dolu dolu, bol detaylı gelir gözüme; zenginliği ve yaşam enerjisini çağrıştırır. Bir yerde Rokoko izleri görürsem o dönemin ferah, üretken ve refah içinde geçtiğini düşünürüm. Abartılı süsler, kristal avizeler, büyük merdivenler, duvarlarda altın varaklar… Hepsini severim. Bir Aslan burcu olarak şaşaayı sevdiğimi inkâr edecek değilim. Operalara, antikalara, mücevherlere, altınlara, inci kolyelere bayılırım. Mickey Mouse tişörtüyle bile inci kolye takabilirim. Çocukken hep bir sarayda ya da görkemli bir şatoda yaşamanın nasıl olabileceğini hayal ederdim. Tabii biraz okuduğum masalların etkisinde kalmış olabilirim. Ama o parıltının ardında ne olduğunu da biliyorum artık. Tıpkı çok yüksek sesle atılan o histerik kahkahaların ardındakini tanıdığım gibi. Arkasında hep aynı şey vardır: ölüm korkusu, kasvet ve acının gizlenmesi.

Bu satırları yazarken aklıma zavallı Marie Antoinette’in hikâyesi geldi.

Ona atfedilen “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” (“Qu’ils mangent de la brioche”) sözü aslında ona ait bile değil. Rousseau’nun İtiraflar’ında geçen anonim bir hicivdi; Antoinette o sırada Avusturya’da, dokuz yaşındaydı. Ancak Fransız Devrimi yaklaşırken, halkın öfkesini yönlendirmek isteyen devrimci propagandacılar, lüks içinde yaşayan kraliçeyi “halktan kopukluğun sembolü” haline getirdiler. Rousseau’nun isimsiz “prensesi”, 1780’lerde politik olarak Marie Antoinette’e yakıştırıldı.

Marie Antoinette Fransa’ya 14 yaşında geldi, 15 yaşında taç giydi. Bir “yabancı kraliçe” olarak Paris’te hiç sevilmedi. Saray içinde yalnızdı, sürekli dedikoduların hedefindeydi ve kendini sevdirmek için gösterişe, modaya, partilere yöneldi. Bu yöneliş, halkın gözünde “umursamazlık” olarak algılandı, ama aslında kendi yalnızlığını örtme biçimiydi.Son yıllarında, Fransız Devrimi’nin ardından ailesiyle birlikte hapishaneye kapatıldı. Eşi XVI. Louis idam edildi, o da 1793’te 37 yaşında giyotine gönderildi.
Son sözleri — celladının ayağına bastığında — “Affedersiniz efendim, istemeden yaptım.” oldu. Böylesine zarif, trajik bir kadının gerçekten “pasta yesinler” diyerek halkla alay etmesi tarihsel olarak imkânsız.

OSMANLI’DA ROKOKO VE BUGÜNE YANSIMALARI

OSMANLI’DA ROKOKO VE BUGÜNE YANSIMALARI

Rokoko yalnızca Batı’nın hikâyesi değildir. 18. yüzyılda Avrupa’daki bu estetik dalga kısa sürede İstanbul’a da ulaştı.  Batı’yla rekabet içinde olan Osmanlı, modernleşme arayışını mimaride ve süslemede göstermeye çalıştı. “Rocaille” süsleme anlayışı Osmanlı’da çeşmeler, sebiller, cami mihrapları ve saray duvar süslemeleriyle kendine özgü bir biçim kazandı.
Bu dönemde doğan üsluba sanat tarihçileri “Osmanlı Baroğu”ya da “Türk Rokokosu” adını verir.

Bugün Türkiye’deki Rococo Revival eğilimi, ironik biçimde benzer bir ruh taşıyor. Ekonomik baskı, sosyal gerginlik, kültürel kimlik arayışları… Genç kuşak hem geçmişin zarafetini hem de geleceğin özgürlüğünü aynı estetikte arıyor. İstanbul’un yeni kafelerinde, sosyal medya içeriklerinde ve genç tasarımcı markalarında Rococo’nun izleri açıkça görülüyor.
Krem tonlu duvar panelleri, mermer objeler, altın varaklı aynalar, fırfırlı elbiseler, tüller, kurdeleler. Neredeyse her mekânın bir instagram köşesi için maximalist fotoğraf çektirme alanları bile var.

Sanat ve mimarlık literatüründe, Osmanlı Baroğu olarak adlandırılan bu dönemin Batı formlarını yerel duyarlılıkla yeniden yorumladığı da sıkça vurgulanır (bkz. Ünver Rüstem, Ottoman Baroque; Doğan Kuban, makaleleri). 18.yüzyılda savaşların, salgınların ve çöküş duygusunun ortasında doğan Rokoko, bugün ekonomik belirsizlikler ve dijital tükenmişlik çağında yeniden sahnede. O dönemde görkemli sarayların tavanlarında, tablolarda ve elbiselerde parlayan bu estetik; şimdi Instagram ve TikTok ekranlarında, moda haftalarının podyumlarında ve tasarım stüdyolarında yaşıyor. O zamanlar güzelliğe sığınmak bir kaçış biçimiydi, bugünse ekranda kurulan kimliğin dili. Artık neredeyse her hareket, her bakış, küçük ekranlarımız için tasarlanıyor. Belki de asıl soru şu: Gelecekte bu akımlar nereye sığdırılacak? Sizce?

Kaynaklar:

L’Officiel Monaco (2024), Marie Claire (2024), Ünver Rüstem, Ottoman Baroque: The Architectural Refashioning of Eighteenth-Century Istanbul (Princeton University Press, 2019) ArtReview, “The Return of Rococo in Contemporary Culture” (2022) · Victoria & Albert Museum, “Rococo” Online Collection (2023) · artnet News, “A Neo-Rococo Movement Is On the Rise” (2024) · Pinterest Predicts, “Rococo Revival” Trend Report (2025)


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

dilara_duman
Kendini dönüştürme yolculuğunda, dönüşümün en etkin yolunun bilgiyi aktarmak olduğuna inanıyor. Çok satanlar listesinden inmeyen yazar ve kişisel gelişim duayeni Louise L. Hay’in geliştirdiği Heal Your Life eğitmeni. Felsefeyi de kişisel gelişim yolculuğunun bir parçası olarak görüyor.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.