Kendini geliştirme çağında yaşıyoruz. Bu iyi. Gayet iyi. Fakat aynı çağ, paradoksal biçimde, kendini geliştirmeyi bir gösteri alanına dönüştürenleri de çoğaltıyor. Bazı insanlar var ki ne kadar çok şey yaptıklarını ne kadar çok alanda eğitim verdiklerini, kaç farklı uzmanlık unvanını taşıdıklarını anlata anlata, büyük bir özgüvenle sahneye çıkıyorlar. Bu da güzel, bir dönem ben de öyleydim, öyleymişim. Kanıtlama çabası içinde neyi kime kanıtlamaya çalıştığımı bilmeden doldurmuşum bio’mu. Neyse ki özgürleştim de bu yazıyı kendimi de silkeleyerek yazabiliyorum.
“Bir insan, her şeyi yapmaya çalıştığında aslında hiçbir şeye dönüşüyor.”
Dışarıdan bakınca çok meşguller; her masadalar, her konuda uzmanlar, her eğitimin eğitmeniler. Ama gerçekte, hiçbirinde derinleşememiş, hiçbir köke sahip olamamış, kendi yolculuğuyla yüzleşme cesaretini bile bulamamış durumdalar. En rahatsız edici olanı ise tüm bu çabanın, bireysel bir yolculuğun sonucuymuş gibi sunulması. Sözde kimseyle yarışmıyorlar, kimseye öykünmüyorlar. Hatta kendilerini tamamen içsel bir amaçla ilerliyormuş gibi göstermeye özen gösteriyorlar. Oysa çoğu, kendi yarattıkları sahte bir yarışın tam ortasında debeleniyor. Yarıştırdıkları kişi, aslında yine kendileri. Savaştıkları ise değirmenler. O sırada değirmenlerin bundan haberi yok tabii.

Kibir burada ince bir yerden sızıyor. Bir insanın gerçek ustalığı, bilmediğini bilmeyi kabul edebildiği anda başlarken onlar bilmediklerini bile bilmez hâlde dolaşıyor. Özgünlük ile taklidi karıştıran bir yüzeysellik de hâkim elbette. Sanki taklit edilmek özgünlük kanıtıymış gibi… Oysa gerçekte, en çok taklit eden yine kendileri. Yıllardır başkalarının yöntemi, başkalarının dili, başkalarının öğretileri üzerine kurulu bir vitrinle ilerliyorlar.
“Özgünlük cesaret ister; kendi karanlık tarafına bakmayı, bilmediğin yerde susmayı, öğrendiğini içselleştirmeyi gerektirir.”
Kişisel gelişim ve eğitim sektöründe bu tablo daha da görünür. Her konunun uzmanlığına soyunanlar, her eğitimin sahibi gibi davrananlar, koçluk–mentorluk–danışmanlık gibi unvanları üst üste yığarak bir kimlik inşa etmeye çalışanlar… Alandan bildiriyorum: Çok şey biliyor görünseler de aslında hiçbir şeyi derinlemesine bilmiyorlar. Çok konuşuyorlar ama çok az iç görü üretiyorlar. Çok eğitim veriyorlar ama kendilerine dair tek bir yüzleşme pratiğini bile tamamlamamışlar. Kitap okumuyorlar, kendilerini duymuyorlar, öğrendiklerini, edindikleri bilgilerle nasıl görünür olurlar, tek dertleri bu. İnanılmaz ama gerçek.

Bu yüzden sadece taklit ediyorlar. E diğeri zor geliyor. Malum, özgünlük cesaret ister; kendi karanlık tarafına bakmayı, bilmediğin yerde susmayı, öğrendiğini içselleştirmeyi gerektirir. Oysa onlar için doğruluk değil, görünürlük önemli. Derinlik değil, etkileşim önemli. Yolculuk değil, unvan önemli.
“Kendi hikâyesini kuramayan, kendine itiraf edemese de başkalarınınkini taklit etmek zorunda kalıyor. Huzursuzluğu da bundan.”
Ben bu yazıyı, laf sokmak, kalp kırmak ya da okusun da büyüsün diye değil “her masada olmanın” sandıkları kadar büyük bir şey olmadığını söylemek için yazıyorum. En önemlisinin doğru masada oturup oturmadığımız değil, oturduğumuz masada gerçekten kim olduğumuzla yüzleşebilme kapasitemiz olduğunu düşünüyorum. Bir insan, her şeyi yapmaya çalıştığında aslında hiçbir şeye dönüşüyor. Her alana uzanmaya çalıştığında kendi alanını kaybediyor. Ve en önemlisi de kendi hikâyesini kuramayan, kendine itiraf edemese de başkalarınınkini taklit etmek zorunda kalıyor, saygınlığı azalıyor. Huzursuzluğu da bundan. Taklit edemezse ya da beceremezse de orayı görmeyi reddediyor ya da kötülüyor.

Bir işte usta olmak umurumda bile değil. Bir işi iyi yapabilmek ve bu yaptığımdan memnun olabilmek, bu memnuniyetin ustası olabilmek…İşte bu baya ilgilendiriyor beni. Gerçek ustalık; geri adım atmayı, derinleşmeyi, az şey bilip onu özümsemeyi, kendi özgün sesini bulmayı gerektiriyor. Gerçek ustalık bazen de bir masayı seçmeyi, orada kalmayı, orada kök salmayı, bilmediğini kabul etmeyi ve bildiğini sindirerek öğretmeyi gerektiriyor. Her şeyin eğitmeni olmak, çoğu zaman kişinin kendi hayatının öğrencisi bile olamadığının en görünür işareti. Her şeyi en iyi ben bilirimciliğin görünür tarafı.
Her masada olma isteği, derin bir yoksunluk duygusunun kılığına girmiş bir ego stratejisi. Her şeyi yapmaya çalışıp sonunda kendilerini hiçbir şeye dönüşmüş halde bulma garantili.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

