Her yeni yıl başlangıcında olduğu gibi hepimizde bir hedef takıntısı başladı yine. Kurumlar, ilk çeyrek hedeflerini belirlerken, bireyler de genellikle “bu yıl şunu yapacağım, şuraya gideceğim, bu arabayı alacağım, şu eve taşınacağım” gibi hayallerle dilek tablolarını dolduruyor, çeşitli yaratım ritüelleri ile bol bol uğraşıyorlar. Acaba diyorum bunların hepsini bolca yapmış bir insan olarak ben bu sene bakış açımı değiştirebilir miyim?
“Hedeflere odaklanmak yerine kendime bir yön belirleyip onun içinde kalmaya çalışmak nasıl olurdu?”
Kulağa nasıl geliyor? Açıkçası benim gibi hedef odaklı bir insan için oldukça belirsiz, güvensiz hissettiren ama aynı zamanda da maceraya çağıran bir tavır var bu önermede. Belki de bu yüzden bu konuyu yazıp, kendime seçtiğim yönün içinde kalabilir miyim diye kendimi test etmek istemişimdir. Kim bilir?
Zira ben önce de söylediğim gibi hedef odaklı, performans kaygılı ve genelde iyi çıktılar üreten biriyim. Fakat bu zaman zaman oldukça tüketici ve büyük oranda da tatminsizlik yaratan bir durum. Uzunca bir süredir bu bilinçli ilerleyişin daha fazla doyumda olması için neler yapmalıyım diye düşünürken “baktığım yön” kavramıyla karşı karşıya kaldım.
Özellikle ruhsal gelişim alanında çalışan bizim gibi yazar kadrosu kendi üstünde oldukça fazla çalışma yaptığından ve sanki sonsuz bir yolda tek başına yürüyen bir yolcu gibi hissettiğinden bu bahsettiğim şeyler inanın birçoğumuza oluyordur. Yönü kaybetmek ve yolda kaybolmak…
Bana da olmuştur zaman zaman. Yolda bin bir türlü çeldirici, çekici başka hedefler ve maceraya çağıran başka dostlar…Halbuki bu sene benim için böyle başlamadı. Daha net bir ses var kulaklarımda ve sanki o ses yönümü de belirliyor. Belki iki bin yirmi altı yılı sizler için de daha net bir yön çizerek gelmiştir. Hadi anlayışımızı birlikte derinleştirelim!

Pusula Metaforu: Yön Seçmek
Pusula, hedef göstermez; yön gösterir. Ulaşılacak bir nokta değil, bakılacak bir istikamet sunar. Bu yüzden daha esnektir. Yol uzayabilir, şekil değiştirebilir; ama yön korunur.
Yön seçmek; değerleri, niyeti ve anlamı merkeze alır. “Ne olacağım?” yerine “Nasıl bir insan olarak ilerleyeceğim?” sorusunu sorar. Bu soru, performanstan çok bütünlüğe, sonuçtan çok süreçteki varoluşa işaret eder. Örneğin “bu yıl şu pozisyonda olacağım” demek bir hedeftir. “Yaptığım işte öğrenmeye açık, adil ve katkı sunan biri olarak kalmak istiyorum” demek ise bir yön.
Değerler: Yönün Manyetik Alanı
Pusulanın çalışması için manyetik alana ihtiyacı vardır. Yönün manyetik alanı ise değerlerdir. Değerler; zor zamanda neyi seçtiğimizi, belirsizlikte nasıl karar verdiğimizi belirler. Görünür olmaktan korktuğun bir dünyada; sesin, sözün alışılmışın dışında olsa da “ben de varım bu evrende ve böyle düşünüyorum” diyebilme cesaretini göstermek, onaylanma baskısına karşı içsel derinliği korumak, başarı tanımını başkalarının beklentilerinden ayırmaktır örneğin. Bunların hepsi de değer temelli yön seçimleridir. Değerler netleştiğinde hedefler araç haline gelir. Gerekirse değiştirilebilir, ertelenebilir, hatta tamamen bırakılabilir. Çünkü esas olan, o hedefe giderken kim olduğumuzdur. Bu örnekte yönümüz “yeni düşünüş şekillerini görünür yapmak, anlayışı genişletmektir” artık!

Anlam: Varış Noktası Değil, Yoldaş
Anlam, genellikle ulaşılacak bir şey gibi düşünülür. Oysa Viktor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” eserinde de söylediği gibi “İnsanın gerilimsiz bir duruma değil, uğruna çaba göstereceği anlamlı bir hedefe ihtiyacı vardır.” Ve bu anlam çoğu zaman yolda fark edilir. Tıpkı Frankl’ın yaşamının anlamını Nazi kamplarındaki zorlu yaşantısında fark etmesi gibi…Eğer o yaşamanın ve umut bulmanın bu kadar zor olduğu bir ortamda yıllarını geçirmese belki biz bugün Logoterapi diye bir şeyi bilmiyor olurduk. Frankl, kampta işçi olarak çalıştığı o yıllar boyunca kendine hiçbir zaman hedef koymadı fakat savaş başlamadan önce yazmaya başladığı tezini kamplarda dahi bulduğu kağıtlara notlar şeklinde aktararak hem umut buldu hem de insanlığa katkı olacağı bir yön seçti.
Tam da bu örnekte olduğu gibi: Yönü olan bir yaşamda anlam; yapılan işin, kurulan ilişkinin, verilen emeğin içine sızar. Bu yüzden iki bin yirmi altı yılına bakarken “Bu yıl hayatımın anlamını bulacağım” demek gerçekçi değildir. Ama “anlamı olan seçimler yapmaya niyetliyim” demek mümkündür.
Bir süredir şunu fark ediyorum: Yön seçmek benim için büyük kararlar almaktan çok, küçük anlarda kendime sorduğum sorularla ilgili. Mesela yıl başında uzun hedef listeleri yazmak yerine, kendime birkaç niyet cümlesi bırakıyorum. Daha çok kazanmayı değil, emeğimin karşılığını gözetmeyi hatırlatıyor bana bu cümleler. Karar vermekte zorlandığımda ise artık “doğru mu, yanlış mı?” dan önce şunu soruyorum: Bu seçim beni baktığım yöne yaklaştırıyor mu? Hedefler hâlâ var hayatımda, ama artık biraz daha esnekler. Yönümle çelişmediği sürece değişmelerine, hatta bazen tamamen değişmelerine izin veriyorum. Belki de en zor olanı, kıyas… Başkalarının hızına kapıldığımı fark ettiğimde, tekrar kendi ritmime dönmeye çalışıyorum. Her zaman başaramasam da en azından bunu fark etmek bile yönümü hatırlatıyor bana.
Tüm bunları uyguladıktan sonra belki hayatlarımızda küçük ama etkili değişimler olur. Tam olarak bilememekle birlikte ben en çok şunu merak ediyorum: Eğer yönümüzü değerlerimizle kalibre edersek, yolun bizi nereye götüreceğine biraz daha güvenebilir miyiz acaba?
Dileğim odur ki iki bin yirmi altı bize bunu göstersin.
Nihan
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

