İlişkiler

Herkes sevilmek istiyor, peki kim sevecek?

Ah bu ilişkiler! Kimi zaman bizi mutluluktan havalara uçuran kimi zaman da yerlerde süründüren bu ikili delilik. Aton Bilgi&Enerji ve Dengeleme Sisteminin kurucusu ve Yaşam Koçu Erim Ergün ile ilişkiler üzerine konuştuk ve ilişki sorunlarında çözümün kişisel farkındalığımızında ve büyük resmi görebilmekte olduğunu bir kez daha teyit ettik.

 Günümüzde ilişkiler neden daha zora girdi? Ne istiyoruz birbirimizden?

İlişkiler zora girdi çünkü çok az kişi gerçekten kendisini tanımak ve bütünleşmek için zaman ayırıyor. Herkes kendi içindeki bir boşluğu doldurma kaygısıyla ilişkiler yaşıyor. Gerçekten kendi ile bütün olan, barışık olan kişi bunu ilişkilerine de yansıtır. Ama şu anda insanların içinde bir kaos var. Modern hayat insanları daha da yalnızlaştırdı. Bu aslında kadın ve erkeğin doğasının farklı olmasından kaynaklanıyor. Birbirimizden ne istiyoruz? Anlaşılmayı istiyoruz, sevilmek istiyoruz, görülmek istiyoruz. Değerli hissetmek / hissettirilmek istiyoruz. İstiyoruz da istiyoruz… Ama ne verebiliriz gerçekten bu ilişkiye ne katabiliriz diye sormuyoruz.

Taraflar birbirini anlayamadığından dem vuruyor. Peki erkekler ne ister kadınlar ne anlar?

Erkekler eril enerjinin doğası gereği güçlerinin görülmesini ister. Ama gerçekten dengeli bir eril enerjiye sahipse bu görülme ihtiyacı en aza iner, hatta olmaz. Erkekler kadınlardan saygı bekler ve zaman zaman erkekler anneleri ile yaşadıkları sıkıntılardan, çatışmalardan dolayı da hayatındaki kadının ona aynı zamanda annelik yapmasını bekler. Aynı bir küçük çocuk bilinci ile küser, kıskanır, öfkelenir kırılır. Tam bir küçük çocuk bilinciyle hareket edebilir. Ama eril enerjisi dengeli bir erkek, ilişkide kadından gerçekten kadın olmasını ister. Dişil enerjiyi bekler. Duygular, paylaşım, cinsellik hepsini bir bütün olarak ister.

Yoğun sevilme ihtiyacı ve kaybetme korkusu ilişkileri nasıl etkiler?

Bir önceki soruda da aslında biraz girdiğimiz gibi herkes ilişkilerinde sevilme ihtiyacı içinde hareket ettiğinde, peki kim sevecek gerçekten? Sevilme ihtiyacı dişil enerji ve edilgen enerjidir. Sevmek eril enerji, yang enerjidir. Enerji dışarıya akar birisini sevmek istediğin zaman, buna cesaret ettiğin zaman. Kaybetmek korkusu ilişkilerimizde çoğu zaman geçmiş travmalardan kaynaklanır. Hatta çocukluğumuza kadar gider. Küçük bir çocukken isteklerimiz yerine gelmediğinde mahrum bırakıldığımızda aynı çok sevdiği bir oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi davranırız ve bunun özellikle çocukluk anılarında yeri önemlidir, yeri büyüktür. Hatta anne karnında ve doğduktan sonra annemizle yaşadığımız sevgi bağı ya da sevgiyi alamamak kadın olalım erkek olalım ilişkilerimizde bizi bağımlı kılabilir. Sevilme ihtiyacı içinde olabiliriz. Ve bir ilişki yaşamaya başladığımızda bunu yaşamımızın merkezine koyarız. Çünkü başka yerden beslenemiyoruzdur. Ve bu bizde bir bağımlılık yaratır ve bu bağımlılıklar bir süre sonra hatta ilk başta kaybetme korkusuyla paralel gider. Ve kişi aslında yeni bir ilişkiye kaybetme korkusuyla başlayabilir. Bu da ilişkide gerçekten olduğu gibi olmasını engeller, dengeli bir ilişkiyi engeller, kişi tavizler verir. Tavizler vererek aşırı verici olarak karşısındakini elinde tutacağını sanır. Aslında bu büyük bir yanılsamadır. Bir süre sonra karşı taraf kaçar.

Erich Fromm’un dediği gibi ilişkiyi daha az seven mi yönetir?

Erich Fromm’dan bu soruyu sorduğun için çok teşekkür ederim. Evet, bu yine bizim bağımlı ilişkilerimizle ilgili bir durum. Şöyle ki, daha az seven daha az kendini açan ve daha kontrollü olan her zaman kontrolü elinde tutmaya çalışır. Manipüle etmeye çalışır. Ve yönetmeye çalışır.  Çünkü kalbi tam olarak açık değildir ve de korkuları vardır. Baskın olmaya çalışır.

Bağımlı ilişkilerden bağlı ilişkilere nasıl geçilir?

Evet öncelikle bağımlıyız çünkü içimizdeki bir boşluğu doldurmaya çalışıyoruz. Bağımlıyız çünkü içimizde sevilme ihtiyacı var. Bağımlıyız çünkü içimizde değersizlik ve yetersizlik duygusu var. Bunları şifalandırmadan ve içimizdeki bu taraflarımızla bütünleşmeden aslında en basit anlatımıyla kendimizle barışıp ve kendimizle de yalnız yaşayıp kendimizle barışık ve bütünsel olmadan gerçekten bağımlı ilişkileri aşamayız. Bağımlı ilişkileri aşmak ve bağlı ilişkilere geçmek için gerçekten içimizdeki öz değerin, yeterliliğin farkında olmamız önemlidir. Sevilme ihtiyacıyla bir ilişkiye başlarsak bir süre sonra bencilleşiriz ve hep bu ihtiyaçtan dolayı hep ilgi ve sevgi bekleriz. Bir süre sonra bu karşımızdaki için zorlayıcı bir hal alabilir.  Bizim için de korkuları açığa çıkarabilir. İşte bu da bağımlı ilişkilerin bir süre sonra kaosa ve ayrılığa, kısır döngüye sebep olması ile ilgilidir. Çözüm içindeki karanlık tarafları fark etmek, özellikle ilişkilerle ilgili belli başlı taraflarını fark etmek ve bunları dönüştürmektir. Yalnız kalma korkusu, terkedilme korkusu, sevilme ihtiyacı, bir başkası tarafından değerli hissettirilme ihtiyacı, değersizlik, yetersizlik duygusu, güvensizlik. Bunlar bağımlı ilişkileri yaratan en önemli sebeplerdir.

Dengeli ilişki nasıl olmalı?

Denge ve karşılıklı saygıya, anlayışa dayalı bir ilişki olmalıdır. Her iki taraf da kendi içinde tam olmalıdır ki bu tamlıktan çok daha bütünsel bir ilişki doğsun. İki taraf da hayata tamamen aynı açıdan bakmak zorunda değildir ama müşterek değerlerde, bakış açılarında buluşmaları önemlidir. Tabii ki cinsel uyum ve paylaşım da ilişki içinde önemli bir yer etmektedir. Karşılıklı açık iletişim, kalpten iletişim, dengeli ilişkilerde çok önemlidir.

İLİŞKİYE GEÇMİŞİN BİRİKİMİ İLE BAŞLAMAK KISIRDÖNGÜ YARATIYOR

İnsanlar artık ilişkiye girmekten, sevmekten, güvenmekten, bağlanmaktan korkar oldu. Kimse yeni bir yara almak istemiyor. Peki bunun sonu nereye varacak? Daha çok yalnızlık mı?

Evet bu da güzel bir soru. Çünkü insanlar, daha önceki sorularda biraz değindiğim gibi, her ilişkiye geçmişin birikimleriyle başlıyorlar ve bu kısır döngüyü, bu karmayı çoğu şifalandırmıyor. Biz seanslarımızda ve çalışmalarımızda buralara ışık tutuyoruz ve bu alanlarda değişim / dönüşüm gerçekleştiriyoruz danışanımızla birlikte. Eğer sen gerçekten o yarayı şifalandırmadıysan, onunla bütünleşip onu dönüştürmediysen bir sonraki ilişkinde de duvarlarınla, kırılganlığınla, incinebilirliğinle ve acılarınla o kişinin karşısına çıkacaksın, kalbini açacaksın ya da tam olarak açmayacaksın. Bu anlamda kişilerin önce kendi içlerinde bütünsel olmaları, barışık olmaları ve geçmiş anılarını, en temel karmalarını ve deneyimlerini şifalandırmaları aşırı önem arz ediyor. İnsan sosyal bir varlıktır. Hep söylediğim gibi tek başına ilişki, meditasyon, gayet güzel. İnziva halinde insan dengede olabilir olabildiğince ama önemli olan bir diğeri ile birlikte bu uyumu sağlayabilmesidir. İlişki, evlilik vs…Tabii ki sonrasında aile kurmak. Bunlar başlı başına kişinin hayatında açtığı yeni alanlardır. Buralarda denge yine iki tarafın farkındalığıyla alakalıdır. Birbirlerinin alanlarına yeri geldiğinde müdahale etmemek, aşırı boğucu sıkıcı olmamak ve birbirlerine alan yaratmak ilişkilerde dengeyi sağlayabilir. Yalnız kalmak, yalnız yaşamak, bir çözüm değildir. Bir şekilde ilişki kurmak durumundayız. Önemli olan bu ilişkilere gerçekten kendi öz değerimizle, güvenimizle, bütünselliğimizle adım atmamızdır. Ve tabii ki en derin korkularımızdan özgürleşerek bunu yapmamızdır.

Gelecekte, metaverse alanda gerçek insanların yerini androidler alabilir mi?

Tam olarak alacağını söyleyemem ama tabii ki insan yalnızlaştıkça, teknoloji geliştikçe insanlar farklı alternatiflere yöneliyor. Androidler çok daha bu anlamda insana güvenilir gelebilir ama onlar insanın yerini alamaz. İnsanda ruhun yoğunluğu vardır. Androidlerde yoktur. İnsan derin, Tanrısal bir varlıktır, çok güçlü özellikleri vardır. Bir insanı tanımak bir insanda derinleşmek, aşk deneyimlemek başka hiçbir şeyle kıyaslanamaz.

İLİŞKİDE TAKTİK ZİHİNDEN GELİR AMA…

İlişkide taktikler geçerli mi? Yapılmalı mı? Dengesiz kişi ilişkiyi bir sıcak bir soğuk tutarak kendine aşık edebiliyor. Bundan nasıl korunmalıyız?

Bana göre, bazı uzmanlar taktiklerin zaman zaman gerektiğini, zaman zaman söylese de ben olaya daha bütünsel yaklaşıyorum. Kişi ilişkide olduğu gibi olmalı taktiğe gerek duymamalı. Çünkü taktikler zihinde gerçekleşir. Ama kişi gerçekten, kalpten tüm varlığıyla ilişki yaşıyorsa orada taktikler devrede değildir. Ama şunu da söylemek istemiyorum; Örneğin kişi çok vericiyse ve özellikle alamadığı halde hep verici davranıyorsa işte orada belki zihni devreye sokup ‘biraz kendimi çekmeliyim’ demelidir. O dengeyi kurmak için bunu demelidir. Bunu taktik olarak görüyorsanız eğer evet bu anlamda taktik olmalıdır. Ama gerçekten dengeli bir ilişkiye hazır bir kişinin taktiğe ihtiyacı yoktur. Diğer taraftan böyle taktikler yapan kişi erkek olsun kadın olsun eğer diğer taraf farkındalıklı ve kendisiyle barışıksa, bütünselse zaten oyunu görür ve bu oyunun içine girmez. Yine geliyoruz farkındalığa, büyük resmi görebilmeye…

İlişkilerde anne ve babayla kurduğumuz ilişkinin önemi nedir?

Anne, duyguları, sevgiyi ifade ediyor, sevilmeyi ifade ediyor. Baba ise öz güveni, kararlılığı, gücü ifade ediyor. Örneğin bir kız çocuğunun baba ile olan ilişkisi, babayı konumlandırdığı yer doğrudan hayatındaki erkeklerle ilişkisini yansıtıyor, otoriteyle ilişkisini yansıtıyor. Çünkü baba eril enerji, otoriteyi temsil ediyor aynı zamanda. Örneğin bir kız çocuğunun babasıyla sıkıntısı varsa, baba boşluğu varsa bağımlı ilişkiler geliştirebiliyor ama çoğu tırnak içinde maço erkekleri hayatına çekebiliyor. Onu sahiplenecek ama aynı zamanda kısıtlayacak erkekleri hayatına çekebiliyor. İlk başta bu onun bir yerini doldururken, iyi gelirken, sahiplenilmek isteyen kız çocuğuna, bir süre sonra yetişkin olan tarafı sıkılmaya başlıyor. Çünkü hayatına müdahale edilmeye başlanıyor. O yüzden içimizdeki küçük kız çocuğuyla barışık olmamız, onu fark edip onunla bütünleşmemiz önemli. Anneden yeteri kadar sevgi alamadığını hissediyorsa bir kadın, bu sevilme ihtiyacı olarak kendini gösterir. Bir erkek için de yine duygularını rahat ifade edememe, kalbini açamama, sadece zihinde mantıkta yaşama hali baş gösterir. O zaman kadının “Hayatımdaki kişi beni seviyor mu sevmiyor mu hiç anlayamıyorum çünkü hiç ifade etmiyor bunu, belli etmiyor” şikayetlerine dönüşebilir. Anne ve baba ilişkilerimizi etkileyen, belirleyen en önemli iki faktördür.

 

 

 

 

 

 

©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

dilara_duman
Kendini dönüştürme yolculuğunda, dönüşümün en etkin yolunun bilgiyi aktarmak olduğuna inanıyor. Çok satanlar listesinden inmeyen yazar ve kişisel gelişim duayeni Louise L. Hay’in geliştirdiği Heal Your Life eğitmeni. Felsefeyi de kişisel gelişim yolculuğunun bir parçası olarak görüyor.