HERKESİN ARETESİ KENDİNE
Farkındalık

Herkesin aretesi kendine

Geçenlerde stoacı bir egzersiz yaparken önümde boşluk doldurmalar vardı. Stoacılar için arete, insanın doğasına uygun en yüksek erdemle yaşamasıydı. Yani iyi yaşamakla iyi olmak aynı şeydi. Benim içinse eskiden bu “en iyi” olma hâli etiketlerle falan ölçülüyordu.

Hayat amacım neydi? Cümleleri tamamlamam gerekiyordu. Ama kalemim havada asılı kaldı. İlk kez. Yazdığım her şey eksik, her şey yarım kaldı. Hayat amacım değişmiş miydi? Yoksa ben yollarda ama farklı bir yolda mıydım? Kafam karıştı ve o karışıklığı olduğu gibi bırakmaya karar verdim. Bazen yatağı toplamamak en iyisi.

Asıl Hakikat Sürecin Gerçekten Kendisi Olmakmış

Asıl Hakikat Sürecin Gerçekten Kendisi Olmakmış

Son zamanlarda birçok şey önemini kaybetti. Bir zamanlar beni boğan yeme bozuklukları, gecelerimi saran yoğun anksiyete atakları, unvanlara verdiğim abartılı önem… Hepsi geride kalmıştı. Akademik hırsla, sorumlulukları eksiksiz yerine getirme zorunluluğuyla yaşadığım o eski hayat artık bana uzak geliyordu. Ama ne zaman tüm bunlardan özgürleştiğimi kestiremiyorum. Bir sabah uyanıp da “artık bitti” mi dedim? Hayır. Sürecin içine öyle kapılmışım ki sonunda sürecin kendisi olmuşum. Belki de arete tam da buydu, yani sürecin kendisi olmak.

Bir zamanlar hayat amacım, başarı tablolarına sığdırılabilecek kadar ölçülebilir şeylerden ibaretti. Diploma notları, unvanlar, bitirdiğim projeler, eksiksiz tamamladığım sorumluluklar… Kendimi hep dışarıdan doğrulatan göstergelerle var ediyordum. Eksiksiz yapınca “iyi”, en önde olunca “değerli” olduğuma inanıyordum. Ama sonra o dış başarıların bana yüklediği ağırlık, yavaş yavaş çatlamaya başladı. Yeme bozukluklarıyla, anksiyete ataklarıyla, hep daha fazla başarma çabasıyla… Dışarıdan güçlü görünen ama içeride sürekli çırpınan bir ben vardı. Anlamaya başladım ki dışarıda kazandıklarımla içeride kaybettiklerimin telafisi mümkün olmuyordu.

Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki hayat amacım sessizce yer değiştirmiş. Artık dışarıdan alkışlanan başarılar değil, içimde derin bir huzur arayışı yön veriyor bana. Aileyle geçirilen bir akşam yemeğinin sıcaklığı, sevgiyi büyütmenin sadeliği, aşka daha yumuşak bir yerden bakmak… Bunlar, eskiden “zaman kaybı” saydığım ama şimdi en değerli hazinem olan şeyler. Hayat amacım değişmişti demek ki. Dışarıya kendimi kanıtlamaktan, içeriye kendimi iyileştirmeye doğru bir kayıştı bu. Daha az hırs, daha çok şefkat. Daha az unvan, daha çok bağ. Daha az gürültü, daha çok içsel denge. İnsanın kendine yakışır şekilde, kendi içsel hakikatine uygun bir hayat sürmesi asıl areteymiş, anladım.

Mantık Evliliğinden Gerçek Aşka

Mantık Evliliğinden Gerçek Aşka

Eskiden aşkı da bir proje gibi ele alıyormuşum. Bir de şikâyet ediyordum döngülerimden, insanların sevgisizliğinden, donukluğundan. Mantığın terazisine koyuyor, artılarını eksilerini hesaplıyor, sanki kalbimin değil zihnimin ajandasına yazıyordum. İlişkiler de tıpkı unvanlar ve sorumluluklar gibi “tamamlanması gereken görevler” gibiydi. Oysa mantığın çizdiği harita, kalbin bilmediği sokaklara götürmüyordu. Aksine tadımı kaçırıyordu.

Ama gerçek aşk bir matematik hesabı değil kalbin en doğal haliyle açılmasıydı. Mantık evliliği kafasından, içsel huzurun ve güvenin üzerine kurulan bir aşka doğru kaydım. Bugün sevgiye de daha yumuşak, daha konforlu bir yerden bakıyorum. Birlikte gülmek, aynı sofrada sessizce oturabilmek, kalbin aynı anda hem sükûneti hem heyecanı hissedebilmesi…  Kalbinin, aklın üzerine ağır bastığı yerde, yaşamın doğasına uygun en yüksek erdemi buluyorsun. Bunu da anladım, hem de en neşeli haliyle.

Aşka, sevgiye, aileye bakış açım dönüşmüş durumda. Artık daha huzurlu, daha sakin bir yerden bakıyorum hayata. Kendimi sürekli kanıtlama ihtiyacından uzaklaştıkça, arete’yi başka bir yerde buluyorum: Deneyimlerimde, sevgiyi paylaşma tarzımda, içimdeki dinginlikte… Belki de boşlukları dolduramamak, yeni cevapların filizlenmesi için bir davetti. Belki de hayat amacı dediğimiz şey, sabit bir taş değil, akan bir nehir gibi sürekli yön değiştiriyordu. Benim için bugün arete, geçmişin yüklerinden özgürleşmiş hâlimle, sevgiyi ve huzuru merkezime alarak yaşamak.

Kendime iyi geldiğimde çevreme de daha sahici bir sevgi verebiliyorum. Belki de arete’nin başka bir yüzü de kendi doğanıza sadık kalmanın, kendinizi sevgiyle sahiplenmenin erdemidir. Daha sahici bir sevgi, daha hakikatli bir yaşamı getiriyordur.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Avatar photo
Üniversitede aldığı iletişim ve edebiyata dair kuramsal alt yapı ve tekniklerle fikirlerini çeşitli sitelerde yazarak herkesle paylaşmaya çalışıyor. Aldığı psikoloji ve koçluk eğitimleriyle iletişim tekniklerini referans alarak yol arkadaşlığı yaptığı sistemiyle yetişkinlerin ve öğrencilerin hayatına dokunuyor. Düzenlediği eğitimler ve atölyelerle de evrendeki iyi yaşam çemberinde yeni nesil rehber ve öğrenci olma görevine devam ediyor. Kurduğu içerik ve sosyal medya ajansında mentorluk vermeye devam ederken aynı zamanda Mümkün Dergi bünyesinde editörlük yapıyor.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.