Kadın imgesi, 1800’lerin sonundan bu yana dönemin toplumsal, kültürel ve ekonomik koşullarına göre sürekli yeniden tasarlandı. Moda dergilerinden reklam kampanyalarına, romanlardan sinema perdesine kadar uzanan bu süreçte, birbirinden farklı en az yirmi ideal kadın tipi yaratıldı. Gibson kızı, flapper, kolej kızı, it girl gibi figürler giyim kuşamı, kadının hangi özelliklerinin övülüp hangilerinin törpüleneceğini, hangi hayallere yönelip hangi sınırlara uyması gerektiğini de belirleyen güçlü kültürel kodlar hâline geldi. Bu yazıda 20. yüzyılın eşiğinde ortaya çıkan iki güçlü imgeyi, zarif ama mesafeli Gibson kızı ile eğitimli ve enerjik kolej kızını ele alacak, birbirleriyle nasıl iç içe geçtiklerini ve dönemin kadın algısını nasıl şekillendirdiklerini inceleyeceğiz.

Eğitimli Kadın Görücüye Çıkıyor
ABD’de 1861 yılında ilk kez kadınların erkeklerle aynı akademik seviyede eğitim alabilecekleri Vassar Collage adında bir kadın koleji kuruldu. 1873’te tıp doktoru Edward Clarke’ın yazdığı Sex in Education adlı kitapta, üniversite gibi yoğun akademik programların, genç kadınların menstrüasyon dönemlerinde gerekli olan dinlenmeyi engellediği, bu “zihinsel aşırı yüklenme” hâlinin kadınlarda kalıcı sağlık sorunlarına, kısırlığa, hatta sinirsel çöküntüye yol açabileceği görüşleri yer aldı. Sonuç olarak eğitim programları kadınların biyolojik “kısıtları”na göre düzenlenmeli, erkeklerle aynı yoğunlukta olmamalıydı. Bu dönemde bu kolejin ve aynı yıllarda artmaya başlayan kadınlara eğitim veren kolejlerin verdikleri mezunlar, “kadın” özelliklerini yitirmiş, erkeksileşmiş, sosyal hayatta beceriksiz şekilde tasvir edildi.
1890’ların sonuna gelindiğinde üst-orta sınıf aileler arasında eğitimli olmak bir prestij meselesine dönüştü. Müzik, yabancı dil ve edebiyat bilgisi kızlarının daha prestijli evlilikler yapması için önemli bir hâl aldı. Tüm bu eğitimler ise kolejlerin sunduğu eğitimlerdi. Orta sınıf ailelerin anne figürleri kız çocukları için kendilerinin sahip olamadığı daha iyi bir gelecek umut ettiler. Toplumun algılarına göre yeterince güzel bulunmayan kız çocuklarının ise “evde kalacağına” dair korku, ailelerin çocuklarını kolejlere gönderme oranlarının artmasına katkı sağladı. Çünkü bu şekilde kız çocukları evlenemese bile bir “kız kurusu” olacaklarına, “eğitimli bir kız kurusu” olabilir ve hemşirelik, öğretmenlik gibi toplum tarafından kadınlar için hoş görülen mesleklere sahip olarak ekonomik bağımsızlıklarını ilân edebilirlerdi. Sonuç olarak eğitime katılan kadın oranları ciddi bir artış gösterdi. Bu da toplumda yeni bir korkuya yol açtı. Eğitim alınca kadınlıktan uzaklaştığına inanılan tüm bu kadınlar, aile kurumu ve genç nüfusun devamlılığı için büyük bir tehlikeydi. Bu tehlikenin önüne geçebilecek ve evlilik ve üreme oranlarının düşmemesi için başvurulacak iki yol vardı. Kadınları eğitimden uzaklaştırmak ya da eğitime katılan kadınlara yeni, feminen bir imaj oluşturmak. Böylece eğitime katılan kadınlara yeni bir “kolejli kız” imajı oluşturuldu.
İdealize Edilen Temsilciler
Etkisini 2000’li yıllar Hollywood’una kadar sürdüren bu imaja hiçbirimiz yabancı değiliz. Geceleri yurtlarda pijama partileri ve yastık savaşları yapan, geç saatlerde çikolatalı atıştırmalıklar yiyerek şen şakrak konuşan, kız neşesinin erkek fantezisi hâline getirilmiş ilk temsilcileri. Bu dönemde Kolej Kızlarının Muziplikleri ve Yaramazlıkları, Kolej Kızları, Patty Koleje Gittiğinde gibi pek çok formatta fakat aynı tema etrafında şekillenen yazılar üretildi.

Kolej kızları imajının ortaya çıkmasından yaklaşık on yıl önce dönemin dergilerinde ve edebi kitaplarında illüstrasyonlar şeklinde yer alan bir kadın imajı daha vardı. Adını illüstratör Charles Dana Gibson’dan alan “Gibson Kızı.” Bu illüstrasyonlarda uzun boylu, ince, güzel kadınlar; genellikle çirkin ya da yaşlı adamlarla evli şekilde resmediliyor, bu şekilde kadınların toplumda saygınlık kazanmak için nasıl mantık evlilikleri yaptıkları vurgulanıyordu. Gibson kızlarının bir diğer resmediliş şekli ise etraflarındaki erkeklerin ilgilerine karşı duyarsız, soğuk ve mesafeli göründükleri illüstrasyonlardı; böylece bu kadınların güzel ve ukala olduklarının altı çiziliyordu. Gibson; dönemin idealize edilen, hayranlık duyulan ancak ulaşılamayan kadını olarak yerini aldı. Belin inceliğinin korseyle belirginleştirildiği kum saati bir vücut, beyaz, pürüzsüz ten, kendinden emin ve alaycı bakış, spor sahneleri tasvir ediliyorsa bisiklet ya da tenis kıyafetleri de Gibson kızı çizimlerinin ortak özelliklerindendi. Omuzları geride, göğüs önde, baş gururla dik şekilde çizilen bu kadınlar, başının üstünde kitap taşıyarak yürüme pratiği yapılan zarafet derslerine kadar etkisini gösterdi. Bu klişe, ABD popüler kültürünün çok ötesine taşarak, bambaşka toplumsal bağlamlarda da yeniden üretildi. Esas oğlanın ilgisini çekmek için dönüşmek zorunda hisseden esas kadının temsil edildiği 1980’lerin Yeşilçam filmlerinden 2000’lerin popüler Türk dizilerine kadar yüz yılı aşkın bir süre boyunca bizler de bu etkiye şahit olduk. Böylece kadın kimliğinin erkek onayıyla şekillenmesi fikri nesiller boyu beslendi.

1800’lerin sonunda Amerikan erkeklerinin fantezilerini süsleyen bu kadın imajı, 1900’lerin başında eğitime katılımı artan kolej kızlarının imajını yumuşatmak ve feminenleştirmek için güzel bir işbirlikçi oldu. Dönemin kolej kızlarının hikâyelerini konu alan popüler dergiler, Life, Harper’s Bazaar, Ladies’ Home Journal kadınları tasvir etmek için Gibson kızlarının tarzına ve duruşuna birebir uyan illüstrasyonlar kullanmaya başladı ve böylece Gibson tarzı, kolej temalarına uyarlandı. Böylece kadınların üniversiteye gitse de hâlâ kadınsı, zarif ve evlilik için uygun olduğu mesajı verildi. Dönemin moda endüstrisi bu ideal kadın talebini karşıladı. Hazır giyim kalıp üreticileri, Gibson belinin ve Gibson bluzunun evde dikilebilmesi için kalıp setleri çıkardı. Büyük mağazalar vitrinlerinde ve kataloglarında uzun boylu, ince belli, yüksek tüy şapkalı, fırfırlı bluzlu mankenler kullanarak Gibson tarzını canlı şekilde sundu. Güzellik markaları, reklamlarda soğuk bakışlı, ince yüz hatlı kadın çizimleri kullanarak kültürlü, şehirli, bakımlı kadın imajını ürünleriyle eşleştirdi. Kozmetik girişimcileri, salon reklamlarında Gibson kızı tipinde kadın fotoğrafları kullandı, makyaj ve cilt bakımını “yüksek sınıf hanımefendinin ayrılmaz parçası” olarak sundu. Böylece ürünle beraber bir kimlik, sosyal statü ve hayat tarzı da satılmaya başlandı.
Eğitimli Kadını Feminen, Evliliğe Uygun ve Zararsız mı?
Piyasanın da eşlik ettiği ve yer yer yeniden ürettiği bu strateji, “kadınlar eğitime devam etsin, biz sadece daha kabul edilebilir bir imaj oluşturalım” seçimi değildi. Kadınlar eğitimden uzaklaştırılamadığından mecburi olarak izlenilen stratejilerden biriydi. Öte yandan kadınların mezun olduktan sonra kariyerlerini seçerek aile hayatından ve ev içi sorumluluklarından uzaklaşmaları yönünde gelişen korku bir başka strateji daha doğurdu. Duygusal manipülasyon hikâyeleri. Dönemin dergilerinden birinde yayımlanan bir örnekle ne demek istediğimi daha iyi aktarabileceğime inanıyorum. Maude Radford tarafından kadınları kalplerinin ve aşklarının peşinden gitmesi konusunda teşvik etmek amacıyla yazılan öykünün ismi “When Men Came In”.
Hikâye ev arkadaşı olan üç kadın etrafında şekillenir. Anlatıcı rolünü üstlenen kadın büyük bir üniversitede profesördür. Ev arkadaşlarının biri Dr. Elizabeth, biri ise yüksek lisans öğrencisi Estelle adında bir kadındır. Estelle, oldukça yakışıklı Bruce adında bir adama âşık olur ancak eğitimden sonra kariyerini seçen profesör ev arkadaşını örnek alarak onunla evlenmeyi reddeder ve eğitimine odaklanır. Dr. Elizabeth’in sosyal yardım merkezinde birlikte çalıştığı papaz, Elizabeth’e aşıktır. Ancak mesleğine odaklanmak isteyen Elizabeth de papazı reddeder. Yakışıklı Bruce’un abisi Harvey ise yıllar önce hikâyenin anlatıcısı olan profesöre talip olmuştur. Ancak genç kadın akademik kariyerini tercih ederek kendisini reddetmiştir. “Bir erkek tarafından sevilmedikçe ve bir erkeği sevmedikçe hiçbir kadın gerçek bir kadın olamaz ve gerçek bir hayat yaşayamaz” der Harvey, profesöre. Fakat genç kadınlar aşklarını kalplerine gömmek ve kariyerlerine yönelmek konusunda kararlıdır. Sosyal yardım merkezinde çıkan bir yangında, hem Estelle’i unutmak için orada çalışan Bruce hem de papaz yaralanır. Profesörün ev arkadaşları Estelle ve Elizabeth telaş içinde erkeklerinin yanına koşarlar ve şimdiye kadar onları bu erkekleri seçmekten uzak tuttuğu için mentörleri profesörü suçlarlar. Artık “hakikati” görmüşlerdir. Anlatıcı rolünü üstlenen ve suçlanan profesör ise Harvey’e giderek on yıl boyunca kariyerlerine adadıkları hayatlarını boşa harcadıkları için derin bir pişmanlık duyduğunu söyler ve Harvey’in evlilik teklifini kabul eder.
Bu dönemin yoğun olarak yayımlanan hikâyelerinden yalnızca biri. Böylece evlenmemiş üniversiteli kadın, duygusal ve cinsel tatminden yoksun olduğu için acınacak bir figür hâline geldi. Fakat eğitimli kadını topluma “feminen, evliliğe uygun ve zararsız” göstermek için yaratılan Gibson ve kolej kızlarının birleşimi, yaratılış niyetinin sınırlarını aşarak eğitimli kadının kabul görmesini sağladı ve kadınların yükseköğretime katılımını normalleştirerek uzun vadede feminizmin toplumsal zemininin güçlenmesine katkıda bulundu. Etkisini 1920’lerin sonuna kadar sürdüren bu idealize edilmiş kadın imajı, büyük buhranla birlikte yerini yeni bir ideal kadına, flapper kadınına bırakacak. Fakat bu bir sonraki yazının konusu. Şimdilik hoşça kalmamız ve ideallerin kişisel, toplumsal ve sistemsel çıkarlara göre şekillendiği bir dünyada ideal diye bir şey olmadığını bir kez daha hatırlamamız dileğiyle.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

