Farkındalık Yaşam

Kaz Dağları: Tanrıların nefesi, insanlığın şifası

Bir sabah, henüz güneş uyanmamışken Kaz Dağlarının eteklerinde duruyorum. Hava, sanki dünyanın ilk gününden kalma bir tazelikle doluyor ciğerlerime. Burası, antik çağlarda İda olarak anılan, tanrıların kucakladığı, efsanelerin doğduğu o kutsal dağ. 1774 metreye uzanan zirvesi, sadece bir rakım değil; bir hikâyenin, bir ruhun, bir nefesin simgesi. Burası, Zeus’un doğduğu, Truva’nın kaderinin izlendiği, dünyanın ilk güzellik yarışmasının rüşvetle gölgelendiği yer. Ama ben, bu sabah, mitolojinin gölgesinden sıyrılıp dağın kendisini dinlemek istiyorum. Çünkü Kaz Dağları, sadece tanrıların değil, insanın da kalbine dokunan bir yer.

BİR DAĞIN NEFESİ

Kaz Dağlarının havası, başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir hediye. Alplerden sonra dünyanın en temiz oksijenini barındırdığı söylenir. Ama bu, sadece bilimsel bir veri değil; bir his. Derin bir nefes aldığınızda, sanki ruhunuzdaki tüm yorgunluklar, tüm telaşlar bir anlığına uçuveriyor. Zeytin ağaçlarının yaprakları arasında süzülen rüzgâr, çam ormanlarının kokusunu taşıyor. Bu koku, sanki doğanın kendi parfümü ne fazla iddialı ne de silik. Sadece tam. Sadece buraya ait.

Dağın eteklerinde yürürken toprağın sesini duyuyorum. Köklerin, taşların, rüzgârın fısıltısını. Her adımda, sanki bir masalın içine dalıyorum. Zeytinlikler, zümrüt yeşili bir deniz gibi uzanıyor önümde. Arada bir, bir zeytin dalı uzanıyor, sanki elimi tutmak ister gibi. “Kalp kırma, zeytin kır,” der gibi bakıyor. Bu söz, burada bir yaşam felsefesi. Zeytin toplamak, burada sadece bir iş değil; bir ritüel, bir bağ kurma ânı. Ellerinle topladığın her zeytin tanesi, sanki dağın sana verdiği bir hediye. Eve götürüyorsun, masana koyuyorsun ve her lokmada Kaz Dağlarını hatırlıyorsun.

TANRILARIN İZİNDE, İNSANLARIN YOLUNDA

Kaz Dağları, mitolojinin gölgesinde bir dağ, evet. Zeus’un burada doğduğu söylenir. Truva Savaşı’nı, tanrıların kibirli oyunlarını izlediği yer burasıdır. Ama ben, bu dağın tanrılardan çok insanlara ait olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada her adımda, doğanın insanla konuşmak istediğini hissediyorsun. Çam ağaçlarının arasında trekking yaparken, ağaçların gövdelerine dokunuyorum. Her biri, asırlık bir bilge gibi duruyor. Sanki fısıldıyorlar: “Yavaşla. Dinle. Burası senin de evin.”

Bir patikadan diğerine geçerken, mandalina bahçelerine rastlıyorum. Turuncunun en güzel tonu, dallarda asılı. Elimi uzatıyorum, bir mandalina koparıyorum. Kabuğunu soyarken yayılan koku, çocukluğumdaki bir anıyı çağırıyor. Belki de Kaz Dağlarının büyüsü bu: Her dokunuş, her koku, her ses, seni kendine getiriyor. Kendi hikayene. Kendi kalbine.

ŞİFA BAHÇELERİ

Dağın eteklerinde, aromaterapi bitkilerinin yetiştiği bir bahçe var. Kekik, nane, lavanta… Her biri, sanki dağın ruhundan bir parça. Burada, kendi bitki çayını demlemek bir seremoni. Topladığın yaprakları avucunda eziyorsun, kokusunu içine çekiyorsun. Sonra bir fincana sıcak su, biraz sabır ve doğanın şifası. O çay, sadece bir içecek değil; dağın sana uzattığı bir kucak. Her yudumda, sanki biraz daha hafifliyorsun. Sanki şehirlerin gürültüsü, telaşı, kavgası bir anlığına kayboluyor.

Kaz Dağlarının zeytinlikleri arasında bisiklet sürerken, rüzgâr yüzüme çarpıyor. Özgürlük, bu olsa gerek. Pedallar dönerken, dünya yavaşlıyor. Ege Denizi, ufukta masmavi bir hayal gibi uzanıyor. Gökyüzü, dağın zirvesiyle kucaklaşıyor. Ve ben, tam o anda, bu dünyada olmanın ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorum.

BİR DAĞIN KALBİ

1774 rakımlı bu dağ, adını sadece yüksekliğinden almıyor. 1774, aynı zamanda oksijenin keşfedildiği yıl. Sanki bu dağ, insanlığa nefes almayı hatırlatmak için var. Her ağaç, her dal, her taş, bir nefes. Ve bu nefes, sadece ciğerlerini değil, ruhunu da dolduruyor. Kaz Dağları, sadece bir doğa harikası değil; bir sığınak. Kalbinin yorulduğu, aklının karıştığı anlarda, buraya geliyorsun. Ve dağ, sanki seni tanıyormuş gibi, kollarını açıyor.

Burada, sabahları Ege’ye karşı bir kahvaltı yapıyorsun. Balıkesir’in bereketli topraklarından gelen peynir, zeytin, bal… Her lokma, toprağın bir hediyesi. Balkonda otururken, denizin mavisine dalıyorsun. Rüzgâr, saçlarını okşuyor. Ve o an, hiçbir şey eksik değil. Ne bir söz ne bir hayal. Her şey tam.

1774 OTEL: ÖZEL VE ÖZENLİ BİR OTEL’DE KALDIM

Alplerden sonra dünyanın en kaliteli oksijenini barındıran “Kaz Dağları antik dönemde adı İda olarak bilinir ve mitolojide önemli bir yere sahip efsanelerin yaşandığını dağdır” demiştik. Zeus un doğum yeri olarak da bilinir rezil olsun Truva Savaşı’nı izlediği yerdir. Dünyanın ilk güzellik Yarışması’nın yapıldığı bu yerde çok özenli bir termal otelde kaldım. 1774 Kaz Dağı Termal Butik Otel, 2020 yılında arkasında Kaz Dağlarının muhteşem zeytinlikleri karşısında masmavi Ege Denizi olan Kazdağı’nın eteğinde misafir ağırlamaya başlamış. İsmini Kazdağı’nın zirvesi olan 1774 metre yükseklikten almış olan otelin ismini bir diğer anlamı da oksijen elementinin keşfedildi tarihi olan 1774 yıldır.  Otelde şifa deposu zeytinlerden toplayarak “kalp kırma zeytin kır” sloganı eşliğinde zeytinlerini kırarak evlerimize götürdük. Kış gelseymişim yine mandalina bahçelerine giderek sepette mandalina toplayabiliyormuşuz. Tamamen Balıkesir bölgesine ait ürünlerden oluşan muhteşem Balıkesir kahvaltısını dilediğim saatte odamın balkonunda Ege Denizine karşı yaptım. Yine zeytinliklerin arasında bisiklet turu yaptım, çam ağaçların arasında trekking yaptık.

DAĞIN SESİ

Kaz Dağları, tanrıların dağından çok daha fazlası. İnsanlığın dağ. Şifanın, huzurun, doğanın dağ. Burada, zeytin toplarken, mandalina koklarken, çam ormanlarında yürürken, sanki kendinle yeniden tanışıyorsun. Her adımda, dağ sana bir şey söylüyor: “Yavaşla. Nefes al. Burası senin de yuvan.” Ve ben, bu sabah, Kaz Dağları’nın eteklerinde dururken bir kez daha anlıyorum. Burası, sadece bir dağ değil. Burası, bir hikâye. Tanrıların, insanların, doğanın hikâyesi. Ve bu hikâyenin bir parçası olmak, hayal ettiğimden çok daha fazlası.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Uğur Batı
Prof.Dr.Uğur Batı, aralarında çok satanlar da olan 25 kitabın yazarıdır. Dünyaca ünlü Harvard Business Review, Bloomberg Businessweek , GQ, Esquire, The Independent, BrandMap dergilerinde uzun yıllardır köşe yazarlığı yapmaktadır. En çok tıklananlardan Milliyet.com.tr portalı köşe yazarlığı da yapmıştır. Onedio Küratörlerinden ve Onedio Yazio Projesinde köşe yazarlığı da yapan Uğur Batı, daha önceki yıllarda ise Grafik Tasarım Dergisi , Brand Age dergisinde ve Gennaration adlı gazetede uzun süreli köşe yazarlığı yapmıştır. Alanında öncü Global Savunma Dergisi yazarlığı ve yayın kurulu üyeliği de yapmıştır. Uğur Batı ayrıca daha önce kültür, sanat, edebiyat dergisi Trip ’te köşe yazarlığı, yine Mikrop Dergisinde köşe yazarlığı yapmış, mevcut durumda da Kafasına Göre dergisinde yazmaktadır. Dünyanın ilk nöropolitik kitabı ile New York Times, Independent , The Times gibi uluslararası gazetelerde, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Star Gazetesi ve Türkiye’deki günlük ulusal gazetelerde, GQ, Alem, BrandMap, Brand Age, Harvard Business Review gibi dergilerde pek çok röportaj gerçekleştirmiş olan Uğur Batı, ikna, iletişim bilimleri, reklam, marka, deneyimsel pazarlama, nöropazarlama, davranış bilimleri, toplumsal sinirbilim ve kararbilimi, dil ve iletişim gibi alanında Türkiye’de saha, akademik ve laboratuvar çalışmaları yapan en önde gelen akademisyen konumunda. Toplamda 19 kitabı bulunan Batı’nın kitapları 60 üzerinde üniversitede ders kitabı olarak okutulmaktadır. Kitapları Alfa, Everest Yayınları, Media Cat, Doğan Kitap, Destek Yayınları ve Kara Karga gibi Türkiye’nin en önde gelen yayınevlerinden çıkmıştır. Kitaplarından bazıları şunlardır: Reklamın Dili, Marka Yönetimi, Enneagram İle Kişilik Analizi, Kendine İyi Bak, Dijital Oyunlar, Tüketici Davranışları, Marka Tasarımı ve İletişimi Uygulamaları (Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Tek Yazarlı Ders Kitabı), Markethink ya da Farkethink Ben Bilmem Beynim Bilir, Sinaps, Kusursuz Kararlar Vermek. Prof.Dr. Uğur Batı’nın kurgu alanındaki kitapları şunlardır: Azraa-eel Menkıbeleri adlı romanı, Aşkın Karanlık Yüzü, Karanlık Yılbaşı Hikâyeleri ve Anadolu Korku Öyküleri III. Ulusal ve uluslarası dergilerde bilimsel yüz kadar makalesi olan Batı’nın SSCI, AH&CI ve alan endeksli pek çok makalesi bulunmaktadır.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.