Adalet, yalnızca hukukun terazisinde ölçülen bir kavram değildir; kalbin terazisinde, vicdanın pusulasında kendini gösteren bir hakikattir. Mevlânâ’nın ifadesiyle, “Adalet, ağaçlara su vermektir; zulüm ise dikenleri sulamaktır.” Bu söz, suyun kime verildiğini, hayatın neye nefes olduğunu sorgulatır bize. Çünkü dikenin sulanması, sadece dikenin çoğalmasına; mazlumun unutulması ise insanlığın çoraklaşmasına sebep olur.
“Adalet, kulun kalbinde Rahman’ın tecellisi; zulüm ise nefsin karanlık gölgesidir.”
Tasavvuf ehline göre adalet, yaratılmışların her birine Allah’ın takdir ettiği hakkı teslim etmektir. Zulüm ise hakkı sahibine vermemek ya da bâtılı besleyip büyütmektir.
Zulmün Üç Yüzü
İmam Muhammed Bâkır (R.A.) zulmün mahiyetini üç boyutuyla açıklamıştır: “Zulüm üç çeşittir: Allah’ın affetmeyeceği zulüm, Allah’ın affedeceği zulüm ve Allah’ın ondan vazgeçmeyeceği zulüm. Allah’ın affetmeyeceği zulüm, Allah’a şirk koşmaktır. Allah’ın affedeceği zulüm, kulun kendi nefsi üzerinde işlediği zulümdür. Allah’ın asla geçmeyeceği zulüm ise insanların birbirine yaptığı zulümdür.”
Bu tasnif bize şunu öğretir: İnsan, Allah’ın hakkına dokunduğunda şirkle, kendi nefsine zulmettiğinde gafletle, başkasının hakkına girdiğinde ilâhî adaletin karşısına dikilir. Rabbimiz, kendi hakkından vazgeçebilir; kulun kendi nefsine ettiği zulmü dilerse bağışlayabilir. Fakat bir kulun bir kula ettiği zulmü asla hesapsız bırakmaz. Çünkü kul hakkı, Allah’ın adalet terazisinde en ağır basan yüktür.

Gazze: İnsanlığın İmtihanı
Gazze’nin sokaklarında çocukların ayak izleri, oyun alanı değil enkaz üzerinde kalıyor. Bir damla su, bir lokma ekmek, bir nefeslik huzur bile lüks sayılıyor. Orada her gün mazlumların çığlığı göğe yükseliyor; fakat zulmün dikenleri hâlâ sulanmaya devam ediyor.
Gazze, bugün insanlığın en büyük imtihanıdır. Çünkü orada olup biten sadece bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın kalbine sorulan bir sorudur: “Zulüm karşısında hangi saftasın?” Sessizlik, çoğu zaman tarafsızlık değil, zulme ortaklıktır. Kötülüğe verilen her göz yummak, suç eken tohumu sulamaktır; o tohumdan çıkan diken ise önce mazlumu, sonra bütün insanlığı kanatır.

Tasavvufi Bir Bakış: Nefisle Zulüm, Kalple Adalet
Tasavvuf ehli bilir ki zulüm, önce insanın kendi nefsinde başlar. Kendi kalbine haksızlık eden, başkasına adalet sunamaz. Nefsinin arzularına teslim olup gönlünü Allah’ın nurundan mahrum bırakan, önce kendisine zulmetmiş olur. Böyle bir kalpte merhamet filizlenmez, adalet yeşermez. Oysa bir insan, kalbini her sabah Allah’a yöneltip niyetini arındırdığında adaletin ilk tohumunu kendi içinde eker. Sonra bu tohum, sözlere, davranışlara, topluma ve ümmete doğru dal budak salar. Adaletin kökü kalptedir zulmün kökü ise nefste.
Gazze’de yankılanan çığlık, sadece bir halkın değil bütün insanlığın sınavıdır. Adalet, mazluma bir damla su olmak, bir parça ekmek olmak, bir dua olmakla mümkündür. Zulmün dikenleri karşısında sessiz kalmak, o dikenin kanamasına ortak olmaktır.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

