Farkındalık

Çakralarımızın enerjisi kadar varız

Ben de kraliçeler gibi yaşamayı bilirdim. Annemin çakrasını açar, kocamınkini kapar, kayınvalideminkini açıp, kendiminkini kapar… Ah ne güzel olurdu! 

Yeşim Atik-Yoga Eğitmeni

“Çakran kadar konuş” diyerek başlamak istiyorum, çünkü gerçekten çakralarımızın enerjisi kadar hayatta varız. 

Kendimizle ilişkimiz, çelişkilerin içinde debelenmemiz, kendimizi gömme hallerimiz, bir şeyi bin kez tekrar edişimiz, “Tamam tamam, sen bırak ben yaparım” demelerimiz, parayı tutmamız ya da savurmamız, insanlarla ilişkimiz, sınırlarımız, duvarlarımız, içimize kaçıp kalmalarımız, kocaman kahkaha atmalarımız hep çakralarımızın işi. 

İnanın konu çok basit aslında. Her şey anne rahmine düşmemizle başlıyor, kendi sorumluluğumuzu almamızla devam ediyor.

Çakraları anlatmayı çok seviyorum, çünkü bu sayede çok yönlü bir şifalanma içine giriyoruz. Biz kendimize uyandıkça çocuklarımız, torunlarımız, annemiz gerilmeye başlıyor yavaş yavaş onlar da uyanıyorlar.

Haaa tabii ki bazen “Yüce Rabbim şu adamın boğaz çakrasını bir kapasam da artık bir sussa” dediğim veya “Ne olur tek bir yanıt istiyorum bu tavrına, ne olur konuş” dediğimde o açma kapama düğmesini bulma isteği içime doğmuyor değil. Lakin üzgünüm ki o düğmenin kontrolü bende değil, zat-ı muhteremde… 

Kontrolü sadece kişinin kendi elinde. 

Yoksa ben de kraliçeler gibi yaşamayı bilirdim. Annemin çakrasını açar, kocamınkini kapar, kayınvalideminkini açıp, kendiminkini kapar… Ah ne güzel olurdu! 

Ama üzgünüm, herkesin kendi yolu. Direksiyon sadece senin elinde cancağızım. 

O yüzden, soldan soldan gelen duyguları, sağdan sollamak isteyen hisleri görmen gerekiyor. 

Kimden ötürü geliyor onlar? Bazen senden ötürü, bazen o densizden ötürü. Ay! Bazen basıyor, çocukluğumdan geliveriyor. 

O zaman “Şu andan ötürü gidiversinler” deme özgürlüğü senin elinde. 

Toparlan bebeğim, bu bedenle bir hayatın var. 

Ondan bundan ötürü derken yaş geçiyor, hayat seni beklemiyor, akıyor. 

Üzgünüm ama gerçeği açıklıyorum: Şu anda buradaysan, toparlan. 

Hayattasın ve bu evren seni her haline rağmen taşıyor… Bu demek oluyor ki “senin olanı kabul etmen lazım.” Ne olmuşsa geçmişte kabul et. Evet, çok zor olabilir veya tutunacak bir şeyin olmayabilir ama sürpriiiiiz: Yaşıyorsun, nefes alıyorsun. Bu tutunuyorsun demek. 

Şimdi bu temeli güçlendirme ve dengeye getirme zamanı. Bak, her şey denge. Az çok ya da yok, bunu bir kenara yaz lütfen.

İşe temelle başlayacağız, ki bu yedi ceddini “kabul” demek. 

“Ayyy ona benzemek istemiyorum” dediğin kim varsa oradan al önce gücünü. O sevmediğin yanları dönüştür kendinde. Zaten görüp fark edince dönüşmeye başlayacak, sen çekiştirmezsen…

Yukarıda okuduğun çakralara girişti.

Gelişme daha uzun olacak. 

Sonuç sende…

©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

X