Davranışları Değil, Duyguları Konuşmak: İlişkilerde Asıl Temas Nerede Kuruluyor?
Farkındalık

Davranışları değil, duyguları konuşmak: İlişkilerde asıl temas nerede kuruluyor?

İlişkilerde çoğu zaman konuştuğumuz şeylerle, temas etmeye çalıştığımız yerler birbirinden ayrılıyor. Günlük dil, yaşananları genellikle davranışlar üzerinden anlatıyor: Kim ne yapıyor, neyi yapmıyor, nasıl söylüyor, neden susuyor… Oysa davranış, olup bitenin yalnızca görünen tarafında duruyor. Asıl belirleyici olan ise çoğu zaman görünmeyen yerde, duyguların içinde çalışıyor.

Birinin geri çekilmesini ilgisizlik olarak okumak kolaylaşıyor. Israr eden biri hızla kontrolcü diye adlandırılıyor. Sessizlik çoğu zaman umursamazlıkla karıştırılıyor. Halbuki bu davranışların arkasında daha kırılgan hâller bulunuyor: incinmişlik, güvensizlik, değersizlik hissi, korku ya da çaresizlik. Davranışa odaklanıldığında sonuçlar konuşuluyor; duygulara yaklaşıldığında ise nedenlerle temas edilmeye başlanıyor.

Byron Katie, çalışmalarında sıkça şunu hatırlatıyor: İnsanı zorlayan şey, yaşananlar olmuyor; yaşananlar hakkında zihinde kurulan hikâyeler çalışıyor. Bu açıdan bakıldığında davranış, hikâyenin dış kabuğu gibi duruyor. Asıl dönüşüm, o hikâyenin merkezinde yer alan duyguyla temas kurulabildiğinde mümkün hâle geliyor.

Davranıştan Duyguya Geçilemediğinde Ne Oluyor?

Davranıştan Duyguya Geçilemediğinde Ne Oluyor?

Davranışı merkeze alan bir iletişim biçimi, çoğu zaman fark edilmeden savunma alanları yaratıyor. Çünkü kişi davranışı üzerinden eleştirildiğinde kendini yargılanmış hissediyor. Yargı duygusu ise ilişkide hızlı bir kapanma yaratıyor. “Bunu neden böyle yaptın?”, “Her zaman aynı şeyi yapıyorsun”, “Sen zaten hep böylesin” gibi cümleler, anlamaya yönelmekten çok düzeltme çabası taşıyor. Bu noktadan sonra iletişim yumuşak bir temas alanı olmaktan çıkıyor; tarafların kendini savunduğu bir zemine kayıyor. Oysa birçok ilişkide insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey, düzeltilmek olmuyor; anlaşılabilmek istiyorlar.

Marshall Rosenberg, Şiddetsiz İletişim yaklaşımında önemli bir noktaya dikkat çekiyor: İnsanlar davranışlar yüzünden acı yaşamıyor; karşılanmamış ihtiyaçlar can yakıyor. İhtiyaçlara ulaşmanın yolu ise duygularla temas kurmaktan geçiyor. Bu nedenle sağlıklı bir iletişim, “ne yaptın?” sorusuyla değil, “ben şu anda ne hissediyorum?” cümlesiyle nefes almaya başlıyor.

Duyguyu Konuşmak Ne Anlama Geliyor?

Duyguyu Konuşmak Ne Anlama Geliyor?

Duyguları konuşmak, kontrolsüz bir boşalma ya da suçlayıcı bir anlatım anlamına gelmiyor. “Beni sinirlendirdin” demek hâlâ davranışı merkezde tutuyor. Duyguyla temas kurmak ise sorumluluğu başkasına devretmeden iç dünyayı görünür kılmayı içeriyor. “Bunu yaşadığımda kendimi değersiz hissediyorum”, “Orada duyulmadığımı düşünüyorum”, “Geri çekildiğinde yalnız kalıyorum” gibi cümleler, suçlamadan uzak ama samimi bir açıklık yaratıyor.

Burada hassas bir eşik beliriyor. Kırgınlık, çoğu zaman hayal kırıklığının kalpte bıraktığı bir iz gibi çalışıyor. Kalpte açılan yaralar ise iyileşmesi en çok zaman alan yaralar arasında yer alıyor çünkü duygular kalbin merkezinde duruyor. Kalpten kalbe bir iletişim kurmak isteyen herkesin önce duygularla temas etmeyi ve onları adlandırmayı öğrenmesi gerekiyor.

Duygular yalnızca hissettiklerimizle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda değerlerimizin de başlangıç noktasını oluşturuyor. Şefkat, saygı, güven, adalet ve bağlılık gibi kavramlar önce bir duygusal deneyim olarak ortaya çıkıyor. Belki de insanın bir başlangıç kitabı olsaydı, ilk sayfalarında duygular yer alıyor olurdu.

Davranış mı Değişiyor, Duygu mu Görülüyor?

Birçok ilişkide sessizce dolaşan bir beklenti var: “Davranış değişirse her şey yoluna giriyor.” Oysa duygu görülmeden davranışın kalıcı biçimde değişmesi pek mümkün görünmüyor. Çünkü davranış çoğu zaman kişinin kendini koruma ve dengeleme yollarından biri olarak ortaya çıkıyor. Geri çekilen biri güven arıyor; sertleşen biri duyulmadığını hissediyor, kontrol eden biri içten içe güvende olmadığını yaşıyor.

Marshall Rosenberg’in altını çizdiği gibi, her davranışın arkasında karşılanmamış bir ihtiyaç bulunuyor. İhtiyaç görünür hâle gelmediğinde, davranış biçim değiştiriyor ama yerini başka bir savunmaya bırakıyor. Döngüler de bu nedenle farklı şekillerde sürmeye devam ediyor. İlişkilerde asıl dönüşüm, davranışı zorla değiştirmeye çalışmakla değil; onu doğuran duyguyu anlayabilmekle başlıyor.

Duyguların ifade edilebildiği ilişkilerde iletişim yavaşlıyor ama derinleşiyor. Tepkiler yerini farkındalığa bırakıyor. Haklı çıkma isteği geri çekilirken, anlaşılma ihtiyacı daha görünür hâle geliyor. Böyle alanlarda insanlar şunu hissediyor: “Olduğum hâlimle burada durabiliyorum.”

Bu güven, ilişkinin taşıyıcı zeminini oluşturuyor. Çünkü gerçek bağ, performansla değil; kırılganlıkla kuruluyor. Davranışlar düzen yaratıyor, duygular ise bağı besliyor. Bağın beslendiği yerde, iyileşme ihtimali de kendine yer buluyor.


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

sebnem-toker
30 yılı aşkın kurumsal deneyimiyle yönetsel iletişim, profesyonel duruş ve kurumsal temsil alanlarında uzmanlaşan Şebnem Toker, Doğan Holding’de 20 yıl Yönetim Kurulu Başkanı Asistanlığı yaptı. Liderlik destek süreçleri, kurumsal iletişim mimarisi ve yönetici-asistan ilişkileri üzerine kurumlara özel eğitimler tasarlıyor. MYK Belgeli Eğitim Uzmanı ve Profesyonel Koç olan Toker; Jungian Koçluk, NLP Eğitmenliği ve Future Life Progression (FLP) uygulayıcısıdır. “Zamanı Yakalayan Ofisler” ve “Yaşamın Direksiyonunda” kitaplarının yazarıdır. 2024’te kurduğu Yaşamın Direksiyonunda Akademi çatısı altında bireyler ve kurumlar için gelişim programları sunmaktadır.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.