Farkındalık

Kararlı olmayı öğrenme maceram

Çocukken karar vermekte çok zorlanırdım, özellikle de kıyafet alışverişine gidildiğinde. Sanki verdiğim karar milyonları etkileyecek büyüklükteymiş gibi uzun uzun düşünür, annemi deli ederdim. Alt tarafı ayakkabı alınacak. Çok şükür, belki iki çift bile alabilecek durumumuz vardı ama ben bir türlü beğenip beğenmediğime, hangisinin daha rahat olduğuna karar veremezdim. Sonra büyüdükçe birçok konuda kararsız olduğumu fark ettim. Hatta bu durum benim her zaman için tek gruba ait olamayışıma ve birçok deneyim yaşamama sebep oldu. Bu haliyle bakıldığında bugünlerde inşa etmeye çalıştığım nötr ve kutupsuz bakış açısı adına çok da yerinde bir durummuş. Fakat bazen de olumsuz yanları olabiliyormuş her duygu gibi.

Ben, bugünkü yazımda kararsız kalmanın yani bazı konularda netleşememenin hayatımızı nasıl olumsuz etkilediğine biraz kafa yormak istiyorum. Özellikle de insanlar ve ilişkiler konusunda. Benim kadar hümanist yazılar yazan ve en azından herkesi kabul konusunda kendi sınırlarını aşmaya çalışan, birleştirici biri için kişisel bir devrim bu anlatacaklarım. Bazıları çelişkili davranmakla bile yargılayabilir beni ama özü anlamak isteyenlerle bir yerlerde muhakkak buluşuruz. Çünkü tüm birleştiriciliğimi, kapsayıcılığımı koruyabilmek için bazı şeylerden ve kişilerden kendimi uzak tutmayı ve enerji alanımı korumam gerektiğini daha yeni yeni öğreniyorum.

Ne oldu da net kararlar almaya başladım?

Kararsızlığımın bedelini bana ağır deneyimlerle öğreten evrene çok şey borçluyum. Şefkat sosu ile karıştırdığım karaktersiz bir duygu olan kararsızlık aslında içten içe beni yiyen ve enerjimi alan bir olguymuş, yeni yeni fark ediyorum. Bir şeyi ya seversin ya sevmezsin. Ya beğenirsin ya beğenmezsin ya da hakkında iyi sezgilerin vardır ya da yoktur. Bunları hep biliriz değil mi? Hem de ilk dakikadan itibaren. Ama yok ben kendime rağmen, derin sezgi ve farkındalıklarıma rağmen hep kendime bir meydan okumada kalmak istemişim yıllarca. Bu da benim geleceğe ve dönüşüme dair umudumdan kaynaklanmış. Şimdilerde bu durumun hala hata olduğunu düşünmemekle beraber, tedbire ihtiyaç duyduğunu ve sürekli olumlu düşünerek de bir şeyleri değiştiremeyeceğimi fark ediyorum. Enerjimin sonsuz olmadığını fark ettiğim gibi.

“Ben, insanları cesaretlendiren ve yapmak istediklerine ulaşmalarını sağlayan bir elçiyim.”

İlk an sezgileri önemliymiş. İnsanların hayatın akışı içerisinde kişiliklerimize karşı yaptıkları hatalara göz yumuş ve alttan almalar ruhsal olgunlukla alakalı değilmiş. Hatta tam tersi öz saygımın düşük olmasıyla ilgiliymiş. Ben yolda sevgi şefkat diye diye bir ara kendimi kaybetmiş, herkesin üzerime basıp geçebileceği gibi yanlış bir algı oluşturmuşum bazı zihinlerde.  Şimdilerde ise kişisel sınırlarımı en baştan inşa etmekle çok meşgulüm.  Bunlara saygı duyabilen, beni anlayışla karşılayıp bağrına basabilen Can’larla yoluma devam ediyorum. Sakın ruhumdaki herkesi ve her şeyi sevebilmeye dair ütopik inanç kayboldu sanmasın hiç kimse! O hala orada. Ve hatta o, orada olduğu için ben bu sınırları keskinleştiriyorum. Nefsimin dümeninde istemediğim şeyler yapmak istemiyorum. Ve kafa karıştırıcı gibi gözükse de Sevgi’de durmayı başarıyorum. Sadece daha kararlıyım.

Kararlıyım ama hangi konuda?

Hayatımda kimleri, hangi davranış modelleriyle yakınımda tutmak istediğim ve kimleri uzaktan seveceğim konusunda kararlıyım. Netim. Hiç olmadığım kadar hem de. Daha fazla kendimi ve başka canları hırpalamak istemiyorum. Sorunları konuşarak aşamayacağım insanlar, bana mesafe olarak en uzakta olanlar mesela. Oldukları yeri kabul ediyor, düşüncelerine saygı duyuyor ve onları sevgiyle kendi gelişim yollarına bırakıyorum. 

Yakın olmak isteyip, yakınlığı benimkinden bambaşka değerler sistemiyle kurgulayan canlar ise değerler sistemimle uzak yakın bir empati kuramadığı için onları da biraz daha uzaktan seviyorum artık.

Değerlerimi anladıkları halde onları çiğnemek ve bunlara karşı saygısızlık yapmak da beis görmeyen canlarla ise pek konuşacak bir şey kalmadığından onlar kendiliğinden sevgiyle hayatımdan çıkıyorlar. Yolları açık olsun. Onların değerlerini anlamak ve oraları onurlandırmak için emek verdiğim onca yıl hepsine helal olsun. Beni çok büyüttü, iyi ki vardılar ve iyi ki belli bir mesafede var olmaya da devam edecekler.

Tüm bunların kökeninde kendimin alma-verme dengesi konusunda müthiş bir eşitsizlik yarattığını fark edecek kadar olgunlaştım. Bu yüzden eşitliksiz ilişkilerden de şimdilik uzak duruyorum. Yeteri kadar arif olabilirsem şayet belki hayata daha farklı bakarım. Ama şimdilik “beşer, şaşar” diyerek kendimi de affediyorum, yapamadıklarım için. Sevmeyi eskisi kadar başaramadıklarım var. Oluyormuş. Sevgi bankasından veresiye vere vere tüketmişim çoğunu. Fark etmemişim.

Kararlılık yani netlik hayatıma nasıl yansıyor?

Önceleri bazı alışkanlıkların yası tutulsa da ben acı içinde kalmayı pek sevmeyen bir tip olduğum ve kendimi yapmak istediklerime hızla odaklayabildiğimden, üretkenlik konusunda beni pozitif besleyen bir süreçteyim. Ergen oğlumla temasta, binbir sorunun ortasındayım. Onunla daha yakından ilgilenmeye başlayınca ters giden şeyleri fark etmek konusunda da iyi bir öğrenci oldum. Ona da nasıl sınır koyamadığımı fark ettim.  Küçük oğlumun evde olup biten her şeyden nasıl da etkilendiğini gördüm. Onun doğru rol modeller almasını istediğimi anladım.

Çok sevdiği insanların saygısızlıklarına maruz kalmış birisi olarak artık kendime nasıl davranılmasını istiyorsam bunu dile getirme konusunda kararlıyım.  

Yapmak istediklerim konusunda netim. Niyetlerimi net olarak ifade edebildiğim için de gayet motive çalışmaya devam ediyor ve ürettikçe mutlu oluyorum.  Bana nasıl davranılmasını istiyorsam net bir şekilde ifade edince insanlar da öyle davranıyorlar. Hala nezaketle konuşuyorum bu arada. Kırıcı da değilim. Fakat eskisi kadar olaylara müdahil de değilim. Yani benim davranış ve söylemlerimden karşı tarafın yaşamış olduğu duygusal tetiklenmelerin sorumlusunun ben olmadığımı bilmek konusunda da netim.

Artık eskisi kadar enerji kaçağı yaşamıyor ve başkalarının duygu iniş çıkışlarından da etkilenmiyorum. Enerjimi korumayı ve gerçekten yapmak istediğim şeyler için harcamayı öğreniyorum. Ben doğru şeylere odaklandıkça, istediklerimi de hayatıma çekebiliyorum. Tüm bu olumlu gelişmeler de daha doyumda bir hayat konusunda bana göz kırpıyor çok şükür.

Emelim, bu bilgeliği uzun yıllar kullanabilmek ve enerjimi doğru odaklamayı başarabilmek. Umarım ki hayat içerisinde bu konuda uzmanlaşabilir, başkaları için de umut vadeden bir örnek olabilirim. Zira 2014 yılından beri hayat amacı cümlesi değişmemiş biri olarak, “Ben insanları cesaretlendiren ve yapmak istediklerine ulaşmalarını sağlayan bir elçiyim” diyorum. Alnımız ak ilerlemek nasip olsun.

Âmin


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

nihan-uycan-ozen_
Yazar, sosyal girişimci…”Her yeni adımla kendine biraz daha yaklaşmış, yapmak istediklerini keşfetme yolunda ilerleyen bir ruh. Toplumda sosyal fayda yaratımını @kopruproject ile destekliyor.