Bir süre önce başarı konuşulurken kullanılan kelimeler belliydi: hız, üretkenlik, görünürlük. Kim ne kadar meşgulse o kadar değerli sayılıyordu. Çalışmak yetmiyor, çalıştığını göstermek gerekiyordu. Sessizlik şüphe uyandırıyordu. Bu iklimde kendini kanıtlamak, bireysel bir tercih olmaktan çıktı; varsayılan davranış hâline geldi. İnsanlar yalnızca işte değil, ilişkilerde ve sosyal hayatta da sürekli bir “işe yararlılık” hâlini sürdürmeye başladı. Dinlenmek bile açıklama gerektiriyordu.
Son dönemde bu dilde bir yavaşlama var. Yabancı dergilerde dikkat çeken şey, başarı anlatılarının azalmasından ziyade tonunun değişmesi. Daha az büyük söz, daha az kişisel marka vurgusu var. Daha çok geri çekilme, sınır çizme ve görünür olmamayı bilinçli bir tercih olarak ele alma…
Kendini kanıtlama ihtiyacı çoğu zaman kişinin ne yaptığıyla değil, nasıl algılandığıyla ilgili. Bu yüzden hedefler tutsa bile tatmin hissi kalıcı olmuyor. Çünkü hedef başarı değil, kabul edilme.
“Bugün birçok insan da aynı noktada: Yaptıklarının toplamı ile hissettikleri arasında bir uyumsuzluk var.”
Bu uyumsuzluk, daha fazla çabayla kapanmıyor. Aksine, çoğu zaman derinleşiyor. Çünkü kendini kanıtlama hâli sürdükçe ölçüt de sürekli yukarı taşınıyor. Dün yeterli görülen bugün sıradanlaşıyor; bugün takdir edilen yarın beklenen oluyor. Böylece kişi, durabileceği bir eşik bulamıyor. Her duraksama, geri kalmakla eş tutuluyor.
Buradaki kırılma noktası şu ki insanlar artık yorgunluklarını kişisel bir başarısızlık olarak okumak istemiyor. Sürekli performans üretmenin doğal, sağlıklı ya da sürdürülebilir olmadığını fark eden bir kesim oluşuyor. Bu fark ediş, daha az paylaşmak, daha az açıklamak, daha az ispatlamak gibi tercihlerle kendini gösteriyor. Bu yeni tutum, “hiçbir şey yapmamak” anlamına gelmiyor. Aksine, yapılan şeyle kurulan ilişkinin değiştiğine işaret ediyor. Üretim hâlâ var; emek hâlâ var.
“Ancak bu kez değer, dışarıdan gelen onayla değil, içerideki anlam duygusuyla ölçülüyor.”
Görünürlük, zorunlu bir vitrin olmaktan çıkıp bilinçli bir araç hâline geliyor. Kendini kanıtlama çağının sonuna gelindi mi sorusu belki bu yüzden yanıltıcı. Çünkü bu çağ bir günde bitmiyor, yavaş yavaş çözülüyor. Herkes aynı anda ve aynı biçimde vazgeçmiyor. Ama birçok insan, en azından “gerçekten kim için, neyi kanıtlamaya çalışıyorum?”u sorgulamaya başladı.
Bu soru, cevaplarından daha dönüştürücü. Çünkü insanı daha az savunmada, daha çok temas hâlinde bir yere çağırıyor. Başarıyı anlatmak yerine yaşamak, faydalı görünmek yerine anlamlı olmak, sürekli ilerlemek yerine bazen durabilmek… Belki de yeni dönem, büyük iddialarla değil; daha sade, daha sessiz ama daha dürüst bir varoluşla tanımlanacak.
©mümkün dergi
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

