Beden Hatırlar: Graziella Freni’nin Seminerinden İlişkilere Dair Radikal Bir Bakış
Farkındalık

Beden hatırlar: Graziella Freni’nin seminerinden ilişkilere dair radikal bir bakış

Graziella Freni’nin verdiği seminer, ilişkiler üzerine bildiğimizi sandığımız pek çok şeyi yerinden oynatan bir yerden konuşuyordu. Bu konuşma; duygu, düşünce ya da anlatıdan değil de çok daha ilksel bir katmandan, bedenden başlıyordu. Freni’nin yaklaşımında ilişki; yaşanmış, bitmiş ya da sona ermiş bir şey değil, bedenin içinde hâlâ varlığını sürdüren bir alan olarak ele alınıyordu.

Seminer boyunca tekrar eden temel vurgu şuydu: Beden için yalnızca “şimdi” vardır. Beden geçmişi bilmez, kronolojiyle çalışmaz. Bu nedenle, bir ilişki zihinsel olarak sona ermiş olsa bile bedensel düzlemde varlığını sürdürebilir. Kişi hayatta olmasa bile, onun sesi, dokunuşu, varlığıyla ilişkili duyusal izler bedende yaşamaya devam eder. İlişkiler bu anlamda bitmez yalnızca biçim değiştirir.

Duyularla Yerleşen İlişkiler

Freni, bir ilişkinin bedene nasıl yerleştiğini anlatırken duyu algısına özel bir yer açıyordu. Bir sesi duymak, bir dokunuşu hissetmek, bir bedenin yanımızda oluşunu algılamak… Bunların her biri, zihinsel bir kayıttan öte bedensel bir yerleşimdir. Bu yüzden birini düşündüğümüzde ondan bağımsız olarak belirli hislerin otomatik biçimde ortaya çıkması tesadüf değildir. Beden, ilişkiyi duyu yoluyla tanır ve saklar.

Gündelik hayattan verdiği basit ama çarpıcı bir örnek bu durumu görünür kılıyordu: Bir anne, evin kapısı açıldığında hangi çocuğunun geldiğini görmeden yalnızca çıkan sesten anlayabilir. Çünkü her insanın bedensel bir “ses alanı” vardır ve beden bu alanları ayırt ederek hafızasında tutar.

Bilgi ile İlişki Arasındaki Fark

Bilgi ile İlişki Arasındaki Fark

Seminerin önemli ayrımlarından biri, bilmek ile ilişkide olmak arasındaydı. Birini adıyla, yaşıyla, mesleğiyle tanımak mümkündür; ancak bu hâl, henüz bir ilişki değildir. İlişkinin oluşabilmesi için bu bilginin bedensel algıya dönüşmesi gerekir. Beden, karşısındaki kişiyi yalnızca zihinsel verilerle değil, ilksel algı yollarıyla tanır. Ve tam bu noktada Freni, meselenin ana rahmine uzandığını söylüyordu.

Çoğul Sistem Olarak Hayat

Freni’ye göre hayat hiçbir zaman “tek” olarak başlamaz. Hepimiz, çoğul bir sistemin içinden geliriz. Embriyonik gelişim, birden fazla hücrenin, alanın ve temasın içinde gerçekleşir. Bu hücreler yalnızca biyolojik olarak değil, iletişim hâlinde var olurlar. Bu nedenle bedende bir “izlek belleği” oluşur; zihinsel olarak hatırlamadığımız ama bedensel olarak taşıdığımız bir bellek.

Bu perspektiften bakıldığında, ilişkilerde yaşanan pek çok düzensizlik —bir partneri kendimizden küçük ya da büyük hissetmek, bir kardeşle rol karmaşası yaşamak, ilişkide sürekli yük altında kalma duygusu— bedensel algının bu erken çoğul deneyimlerle kurduğu bağlantılar üzerinden anlam kazanır. Korteks, yani bilinçli zihin, bu çelişkiyi fark edebilir; ancak bedensel algı kendi programlarıyla çalışmaya devam eder.

“Bu ilişki bana yük oluyor” cümlesi, Freni’nin yaklaşımında psikolojik bir şikâyetten çok, bedensel bir tarif olarak ele alınıyordu. Burada kişi, karşısındaki insanı değil, bedeninde yaşanan bir sıkışmayı anlatır. Uterus metaforu bu yüzden kullanılır: Embriyonik düzeyde birinin diğerinin üzerinde yer kaplaması, hareketi kısıtlaması, bedende “yük” olarak kodlanabilir. Yetişkin ilişkilerde bu his tekrarlandığında beden eski yolu kullanır.

Ruh Nerede Duruyor?

Seminerde sıkça sorulan “Ruh bu işin neresinde?” sorusu ise net bir yerden yanıtlanıyordu: Burada ruhsal bir deneyimden değil, bedensel programlardan söz ediliyor. Henüz ruhun oluşmadığı, bedenin ilk yapıtaşlarının devrede olduğu bir dönemden. Tıpkı araba kullanmayı öğrenirken zamanla otomatikleşen hareketler gibi, beden de ilişkisel otomatiklikler geliştirir. Birini “nedensiz” sevememek ya da açıklayamadığımız bir huzursuzluk hissetmek, çoğu zaman zihinden önce bedenin verdiği bir tepkidir.

Kozmik Yalnızlık ve Bedensel Gerçeklik

Kozmik Yalnızlık ve Bedensel Gerçeklik

Sekiz milyar insanın yaşadığı bir dünyada hissedilen derin yalnızlık, objektif gerçeklikte açıklanamaz; ancak bedensel gerçeklikte mümkündür. Freni, bu hissin de çoğul sistemde yaşanan erken kayıplarla bağlantılı olabileceğini söylüyordu. Beden, bir zamanlar “birlikte” olduğu bir varlığı kaybetmişse, bu eksikliği yaşam boyu taşıyabilir.

Belki de seminerin en sarsıcı kısmı, bedensel semptomlara bakıştı. Beden hücreleri sürekli yenilenirken, bazı semptomların ısrarla kalması tesadüf değildir. Freni’ye göre beden, bu semptomlar üzerinden bir ilişkiyi sürdürüyordur. Zihinsel bir hatıra yoktur ama bedensel sadakat vardır. Yaşam kalitesi pahasına bile olsa, beden o bağı bırakmaz.

Para, sağlık, ilişki sorunlarının ana rahmine kadar uzanıp uzanamayacağı sorusu da bu bağlamda ele alınıyordu. Freni’nin çarpıcı ifadesiyle: “Eğer her şey ana rahmiyle ilgili olmasaydı, kırk yıldır yapılan aile dizimi çalışmalarında çoktan çözülürdü.” Burada mesele bir kişiye gitmek değil, bedende yarım kalmış bir hareketin tamamlanamamasıdır. Bu seminer, çözüm vaat eden bir anlatıdan çok, bedeni dinlemeye çağıran bir çerçeve sunuyordu. İlişkilerde tekrar eden döngülere, açıklayamadığımız hislere ve anlamlandıramadığımız tepkilere başka bir yerden bakmayı öneriyordu: Zihnin değil, bedenin hafızasından.

Seminer sonunda aklımda şu soru kaldı: Bir ilişkide neyi yaşadığımızdan çok, bedenimizin neyi hâlâ yaşamakta olduğuna bakmaya cesaret edebilir miyiz? Sanırım sorumun cevabını mayıs ayında Mümkün Ajans olarak gerçekleştireceğimiz organizasyonda bulacağım.

Yayın kaydı linki:


©mümkün dergi

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yuka Ajans Yay. ve Org. Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmesi ve/veya habere aktif link verilmesi halinde dahi kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Aslı Yirsutimur
Aslı Yirsutimur, iletişim, yazarlık ve içerik stratejisi alanlarında çalışan bir içerik editörü ve yazardır. Kişisel gelişim, psikoloji, kültür ve dijital dönüşüm ekseninde; yüzeysel motivasyon dilinin ötesine geçen, düşünsel derinliği olan metinler üretir. Yazılarında bireysel deneyim ile toplumsal bağlamı birlikte ele alır; çağdaş insanın duygusal, zihinsel ve iletişimsel meselelerini eleştirel bir perspektifle inceler. Dijital içerik üretimi, editoryal kurgu ve anlatı dili üzerine çalışmakta; farklı mecralar için nitelikli ve sürdürülebilir içerik modelleri geliştirmektedir.
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.